En Yüce Divan !

 Zihnimizde yanıp sönen ışıklarla aydınlanan anılar aynı yere götürür bizi: Hayat eskiden daha güzeldir.
       Kişisel tarihimizden o evrensel duyguya giden en kestirme yolları ezbere biliriz. Hep geçmişi özleriz.
       Neden?
       Yanıt, „geçmişin kaybolan güzelliklerini“ aşarak insanın doğasına kenetleniyor. Zamanın terazisinde giderek hafifleyen yaşam, gelecekteki ölümü duyumsadıkça geçmişe kucak açıyor!
       Ve o tuhaf sonuç:
       Giden bilmez ölümü. Dersler hayata kalıyor!



       * * *
       Zaman içinde yol alan… İyi, kötü, kısa, uzun, berbat ya da öylesine bir yolculuk sayabileceğimiz yaşamdan üç hikaye.
       Biri Hafız Esad. 30 yıl boyunca tek başına yönettiği yoksul Suriye’nin diktatörü. „Terörist ülke“ sınıfına soktuğu ülkesini Ortadoğu’nun anahtarlarından birisi durumuna getirme satrancında usta bir oyuncu.
       Ama doğa oyuna gelir mi!
       Şimdi onun koynunda ve ölümüyle doğan sorular yanıtını hayatta arıyor.
       * * *
       Mîna Urgan. Genç ölümlere tanık 86 yaşına ulaşmayı ayıp sayan edebiyat profesörü. Ne yazık ki, o „ayıp“tan kurtuldu.
       Ciltler dolusu akademik çalışmaları, çevirileri değil… „Bir Dinozorun Anıları“ kitabıyla 80’li yaşlarında tanınınca şaşkınlığını gizlemedi:
       „Çok satıyorum. Acaba çok mu bayağı yazıyorum?“
       Tersinden okununca, kendisini yanıtlayan bir soru bu aslında.
       „Az okuyoruz. Çok mu bayağı yaşıyoruz!“
       * * *
       Tertemiz yolculuğuna konan nokta Türkiye’nin yüzünü kızartan diğer hikaye Genel Yayın Yönetmenimiz Abdi İpekçi’ye ait. Papa’ya suikast girişimi nedeniyle tutuklandığı İtalya’dan yaklaşık 20 yıl sonra iade edilen Mehmet Ali Ağca artık Türkiye’de. İpekçi’yi katledip yakalanan, ancak cezaevinden dışarı buyur edilen… Abdullah Çatlı’nın evinde ağırlanıp yurtdışına kaçırılan Ağca.
       Ağca’yı affeden Papa’nın kararı Katolik dünyasında da soru işaretleri yarattı. Ağca’nın saldırısının, Meryem Ana’nın Fatimalı üç çoban çocuğa emanet ettiğine inanılan üç kehanetin sonuncusu olduğunun açıklanması kilisede de itiraz gördü. Portekiz’e giden Mehmet Çiftçi, Fatimalı papazların Papa’ya itirazlarını yazdı.
       Yasemin Çongar, ABD basınının önemli isimlerinden Tad Szulc’un, henüz yayımlanan „Papa’yı Öldürmek“ adlı belgesel romanındaki gizli servis bulgularına işaret etti:
       „Papa’yı, Katolik Kilisesi’nde muhafazakar kanadı temsil eden Fransa’daki radikal Hıristiyan ‚Integrisme‘ hareketinin önderi ve ona bağlı tarikat öldürmek istedi!“
       Ne Ağca’yı Türkiye’den uçuran keramet, ne İtalya’dan kurtaran kehanet…
       Bu gazete İpekçi’nin katillerini iki cihanda da affetmeyecek!
      
       İpekçi gibi bir insanın cellatlığına soyunan ruh halinin yansımalarını Belma Akçura’nın „ülkücü işadamı“ olduğunu söyleyen Timur Selçuk’la söyleşisinden izledik. Selçuk, İran’a kaçırdığı Ağca için yine aynı şeyi yapabileceğini… Hiç tanımadığı İpekçi’nin ölmesinden zevk almadığını, ancak dünyanın şartlarını da düşünmek gerektiğini… Hele tetiği çeken ülkücü – milliyetçi biriyse kapısının her zaman açık olduğunu anlatıyor.
       O ruh halinin tam teşekküllü bir hastaneden çıkmış sağlık raporuna dönüşen sözlerine bugünlerde Yüce Divan dosyalarıyla meşgul olan ülkücülerin bir yanıtı olmalıdır.
       Öyle ya… En yüce divan vicdandır!

  1. Hinterlasse einen Kommentar

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: