İdil Biret Anılar : İdil Paris’te

Lazare Levy’nin Ankara’da İdil’i gördükten sonra Paris’te çok tanınmış büyük bir müzikolog ve tarih yazarı olan Marc Pincherle’e ondan bahsetmesi üzerine Paris’e gittiğimizin ilk senesi tesadüfen orada bulunan müşterek dostlarımızdan Koharik Gazarosyan’la birlikte Pincherle evimize kadar gelmişti. İdil’i gittikçe artan büyük bir hayranlıkla dinlemiş ve derhal onun hakkında uzun bir makale yazmıştı. Traspositionları ve hele kompozitörlerin kendi üsluplarında yaptığı improvisation’lar adamcağızı hayretten hayrete düşürmüş. „Ben hayatımda böyle şey görmedim. taklit ettiği kompozitörlerden -daha orjinal çalıyor“ demişti. Yazısının bir yerinde de bunu belirtmek için „plus Franck que Franck“ diyordu. Daha sonra Pincherle İdil ile daimi şekilde ilgilenmiş, hiç bir konserini kaçırmamıştı. Bizi evine davet ederek eşiyle de tanıştırmış ve kendisi keman çaldığı için İdil ile beraber bir şeyler çamılştı. Ondan sonra da her zaman görüştük.
Yine o günlerde bir gün Koharik Gazarosyan’la birlikte Salle Pleyel’de Alman piyanist Walter Rummel’in resitaline gitmiştik. Bu vesile ile Gazarosyan Rummel’e İdil’den bahsedince son derece ilgilenmiş ve az sonra eşi ve Koharik ile birlikte bize gelmişlerdi. İdil yine bildiklerinden çaldı, Schubert’in Forelle’sini hem söyleyip hem de akompanye etti. Transpositionlar v.s’den sonra Rummel resitalinde bis olarak çaldığı henüz basılmamış kendi parçasını da çalınca zaten son derce tesir altında kalıp gözleri yaşaran adamcağız bu son parçadan sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı. Karısı divana uzanmış sessiz sessiz ağlıyordu. Rummel: „Bu çocuk bir dahidir. Onu kimseye göstermeyin, çaldırmayın, en fazla zararlı kıskançlıklardan korkarım“ diye bize öğütler veriyordu. Uzun uzun oturup bizden çocuk hakkında tafsalat aldılar. Gazarosyan’da bizim kadar heyecanlıydı. Rahmetli iyi bir dosttu. Onu kaybetmek bizi cidden çok üzdü.
Gazarosyan gibi müşterek dost bulamayan pek çok müzisyen veya müzik sevenler İdil’i dinlemek için eve gelmek istediklerini ya telefonla ya da başka bir vasıta ile haber veriyorlardı. Ama biz: „hocasına soralım da öyle bildiririz“ diyorduk. Bu arada meşhur yazar merhum Edmond Rostand’ın eşi adamını göndererek İdil’i görmek istediklerini bildirmişti. Biz bu sefer rastgele bir insan olmadığını bildiğimiz halde Boulanger’den çekindiğimiz için bu isteği de kabul edemedik. „Madamoiselle Boulanger’ye soralım da size haber veririz“ diye onu da istemeden atlatmıştık; zira başka türlü davranmamız imkansızdı. Boulanger bu gibi ziyaretlere hiç taraftar değildi. Ama hiç haber vermeden bir dostla beraber gelenlerden tabi biz mesul olamazdık.
Başkonsolosumuz Paris’te bulunan bazı Osmanlı prenslerini bize getiriyordu. Bir gün de Naciye Sultan onlarla birlikte bizi çaya davet etti. Gazarosyan’da oradaydı. Tesadüfen gelmiş bulunan Dürrüşehvar Sultan ve daha başkalarıyla da tanıştık. Prenses Vicdan İdil’i dinledikten sonra kolundaki altın nazar boncuğunu hemen İdil’e takmıştı. Yine o sıralarda Paris’te bulunan Prenses Fahrünnisa Zeyd de İdil ile çok ilgilenmiş, birkaç poz resmini yapmıştı.
Nadia Boulanger’nin ilgisi her gün biraz daha artarak sonuna kadar devam etmişti. Bazı samimi dostları ile görüşürken „Allah bana bu çocuğun vücudunda kız kardeşimin ruhunu gönderdi. Buna inanamıyorum“ dermiş. Kuşkusuz laf gelişi söylenen bu gibi sözlerin mantıkla bir ilgisi olmamakla beraber gördüğü istidadın takdirkarı olarak Boulanger’nin ona gösterdiği ilgi sadece sevilen bir öğrenciye gösterilenin kat kat üstünde kalıyordu. Yaş günlerinde, sene başlarında, ona çiçekler, bebekler, elektrikle işleyen minyatür trenler, plaklar, son derece kıymetli kitaplar ve sayısız notalar hediye ederdi. Her yerde ve her zaman onu çok sevdiğinden bahsettiği gibi son zamanlarda da Londra radyosunda en kıymetli ve sevgili talebesi olduğunu söylemişti. Boulanger’nin ve Paris müzik otoritelerinin devamlı ilgisi pek çok kıskançlıklara sebep olmuş müzik öğrenimiyle uğraşanlardan onun ayağını kaydırmak isteyenlerin sayısı günden güne artmaya başlamıştı. Hiç bir kıymeti olmayan bu manasız telaşı mazur görmek icab ediyordu. Boulanger asla hatır ve gönüle bakmadan gördüğünü iyi ve kötü derhal açıklayan bir karaktere sahip olduğu için herkes ondan çekinirdi. Biraz da bu yüzden düşman kazanmıştı. Çok sayılan ve sevilen müzik tarih yazarı ve kritiği olarak tanınmış müzikolog March Pincherle’in Boulanger’ye hürmeti büyüktü. Ancak onunla bazı fikir ayrılıkları vardı. Pincherle göre İdil’in her üç ayda bir konser vermesi doğru olurdu. Boulanger buna katiyyen yanaşmıyordu. Bütün konservatuar hocaları da „püblik konser olmasa bile bu çocuğu hususi olarak bize dinletmeliydi“ diye yakınıyorlardı.
Bir gün o sıralarda Paris’te bulunan Wilhelm Backhaus sefaret mensuplarından Davut bey vasıtası ile İdil’i dinlemek istediğini bildirince Sayın Menemencioğlu kendisini ve bizi davet etmişti. İdil ona bir çok şeyler çaldı. Son derece heyecanlanan adamcağız İdil’in bütün parçaları pedalsız çaldığını görünce de büsbütün şaşırmıştı. Hatta kendisinin bile bu şekilde bu efeyi veremeyeceğini söylüyordu. O da karşılık olarak İtalyan konçertosunu çaldı. Umumi konserler içöin fikrini soran sefirimize karşılık Backhaus bu çocukluk devrini yaşatmak için bir tek film çevirmesinin doğru olacağını söylemişti. Seneler sonra Almanya’da seksenbeşinci yıl dönümü kutlamak için yapılan törende İdil’in de çalmasını istemiş, o da bu törene bir Beethoven sonatı ile katılmıştı.
Aynı tarihlerde Kempff Liszt’in torunlarından olan Madame De Prévaux’ya İdil’den bahsettiği için bir gün bizi onun evine götürmüştü. Hiç unutmam İdil boyu yetişmediği için ayağa kalkarak piyanonun pedalına basmış ve kırmıştı. Kahkahalar arasında Kempff: “ Sen bunu Amerika’da yaparsan büyük sükse olur“ diye ona takılmıştı.
Cortot ile Çalışma
Yine bir gün Kempff’in ısrarı üzerine Madame De Prevaux École Normale’de bizi Alfred Cortot ile tanıştırdı. İdil, Clavecin Bien Tempéré’den bir hayli zor olan Üçüncü Prelüd’e başlar başlamaz Cortot gözlerini açmış, hele bir de bunu fa diyezden çalmasını isteyip İdil hiç tereddütsüz çalmaya girişince adamcağız elini saçlarına götürmüş ve telaşla ara kapıdan yine École Normale öğretmenlerinden Jules Gentil’i çağırmıştı. Bu sefer ikisi birden ellerini havaya kaldırmış şaşkınlıklarından ne diyeceklerini şaşırmışlardı. Cortot, Boulanger’nin adını duyunca „en iyi ellerde yetişecek bu dahi çocuk“ diyordu. Cortot ile çalışması ancak konservatuarı bitirdikten sonra başlamıştı. O da verdiği derslerden hiç bir karşılık kabul etmiyordu. İdil’e kendi aranjmanı Brahms-Liszt v.s. notaları hediye ediyordu.

İdil’in konservatuar çalışmaları çok iyi gidiyordu. 1952 Haziranda yapılan konkurlarda Solfége Supérieur’den en yüksek notla birinci Médaille’ını aldı. Mademoiselle Dieudonne’nin sınıfından, Déchiffrage’dan keza premi‚re médaille aldı. Bu sınıflarda Prix olmadığı için çıkış imtihanlarında médaille veriliyor. 7 Haziran 1957′de Accompagnement au Piano sınıfını birinci prixlerin birincisi olarak bitirdi. Yine aynı senenin 21 Haziranında piyanodan da diplomasını birinci prixlerin birincisi olarak aldı. Palmares’te ona Prix Reine Laurent ve prix Popelin mükafatlarının verildiği yazılıyordu. Altın para zamanında bir hayli para tutan bu prixlerin o senelerde ancak isminden başka bir avantajı kalmamıştı.
İlk zamanlarda Boulanger’nin tensibiyle çok değerli bir müzisyen olan Madamoiselle Bonnevile onu çalıştırmaya haftada iki üç gün eve gelirdi. Haftada bir konservatuarda hoca olan Mademoiselle Dieudonnè’den solfej, deşifre v.s. dersleri alırdı. Onun repetitrisi Mademoiselle Nicolas da eve gelerek dersleri tekrarlatırdı. Daha sonraları Monsieur Longaud ile latince derslere başlamıştı. Monsieur Lucas’dan da son zamanlarda ancak beş altı ay kadar İngilizce dersleri almıştı. Babası ona her fırsatta hesap ve Türkçe dersleri yaptırırdı.
Gilels İdil’i Dinliyor
Daha konservatuarda öğrenci iken Emil Gilels İdil’i bir gün Boulanger’nin evinde dinlemişti. Büyük tesir altında kalarak onu konser ve resitaller vermek üzere Rusya’ya davet etmişti. Bu ilk Rusya seyahati bizim için büyük sevinç kaynağı oluyordu. Konservatuar bittikten sonra gitmeye karar verildi. Daha evvel Boulanger ona Paris’te Singer Polignac Malikanesinde bir Mozart konseri tertip etmişti. Kendisinin idare ettiği bu konsere o zamanın cumhurbaşkanı Vincent Auriol’u da davet etmiş fakat o başka bir memleketten gelen bir cumhurbaşkanını karşılamak zorunda olduğundan gelemeyeceğini bildirmiş ve çiçekler göndermişti. Seçkin bir davetli topluluğunun bulunduğu bu konser cidden çok güzel geçmiş, sonunda bir de zengin büfe hazırlanmıştı.

1958′de Boulanger, Türk hükümetinin davetlisi olarak İstanbul ve Ankara’da İdil ile konserler vermiş ve memleketimize hayran olmuştu. Kendisine gösterilen misafirperverlik için Paris’e gittiği zaman etrafındakilere bu seyahati „C’était une conte de fée“ diye anlatıyordu.

Bu bölüm Şefik Kahramankaptan’ın prodüktörlüğünü yaptığı İsmet İnönü Vakfı yayınlarından çıkan CD’nin kapağından alınmıştır

  1. Hinterlasse einen Kommentar

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: