Zeki Müren

 Burası İstanbul Radyosu. Şimdi Zeki Müren’den şarkılar dinleyeceksiniz.“ 1951 yılında yapılan bu anons ile doğan „Sanat Güneşi“, mikrofon önünde yazdığı 45 yıllık tarihine son noktayı, 1996 yılında yine mikrofon önünde koydu. „Her ölüm erken ölümdür“ ama Zeki Müren şanına yaraşır bir zarafetle gitti ölüme. Elinde ilk radyo programında kullandığı 12 numaralı mikrofon ile…

     PTT’den açıklama: Hatlarda sorun yok telefonun fişini çekmiştir
     „Ben 40 sene sahnede dinleyicilerime arkamı dönmedim“ demişti Zeki Müren. Zira kibar olmak bir yana artık kibar görünmenin bile gerekmediği günümüz dünyasının algılamakta zorlanacağı ölçüde kibar ve saygılıydı seyirciye karşı. Dört yıl boyunca Bodrum’daki evinde inzivaya çekilmesinin, en yakınları hariç kimselerle görüşmemesinin nedeni, şöhretin ağır yükünden biraz olsun sıyrılmak istemesinin yanı sıra aldığı aşırı kilolarla izleyici karşısına çıkmayacak kadar ince ruhlu olmasıydı.

     O dönemde herkes Zeki Müren’e ulaşmaya çalışıyor, neredeyse her hafta onunla ilgili yeni bir söylenti çıkıyordu. 160 kilo olmuştu, felç geçirmişti, kalbi vardı, kanserdi, ölmüştü… Bu arada sanat dünyasından arkadaşları da ona telefonla olsun ulaşmak için çırpınıyordu. Ama telefon cevap vermiyordu. „Telefon hattında arıza var“ söylentileri öyle artmıştı ki, Bodrum PTT’si hatlarda bir sorun olmadığını, Paşa’nın telefonun fişini çekmiş olabileceğini açıklamak zorunda kaldı.
     Kendi yasağını deldi; bir yangının külünü yeniden yakıp geçti…
     Ama hayranları onu, o hayranlarını özlemişti. Sonunda „sarı civciv“ lakaplı Adalet İbrahimhakkıoğlu’nun sunduğu „Stüdyo TRT FM“ programında canlı yayına telefonla bağlandı. İnanılır gibi değildi ama oydu: Zeki Müren! Sesi neşeliydi, Bodrum günlerini anlattı; ricaları kırmadı, bir de şarkı söyledi.
     Daha sonra yine telefonla Savaş Ay’ın „A Takımı“na katıldı. Suretini göstermiyordu ama sesi bile yetiyordu. Zeki Müren, kendi yasağını delmiş, „bir yangının külünü yeniden yakıp geçmişti.“


     İlk şaşkınlığı atlatabilenler yakınlarını telefonla arıyor, „Zeki Müren televizyonda!“ diye haber veriyordu. Öyle büyük bir yankı yapmıştı ki Zeki Müren, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bile Sanat Güneşi’nin yeniden müziğe dönmesini çok arzu ettiğini açıkladı.
     „Batmayan Güneş: Zeki Müren“ belgeseli için son bestesi „Siyah Kirpikli Kadın“ı seslendirdi. Bu arada hızla zayıflıyor, telefonları açıyor ama hâlâ dışarı çıkmıyordu.
     Sonunda TRT, Zeki Müren’i ekrana çıkmaya ikna etti. Bir dizi müzikli sohbet programı çekilecekti. „Müren’in Konukları“nın ilk bölümüne Ajda Pekkan ve Muazzez Ersoy katılacaktı. İkinci programın konukları da belliydi: Sezen Aksu ve Tarkan. Üstelik TRT’nin bir de sürprizi vardı Sanat Güneşi’ne. Radyodaki ilk programında kullandığı mikrofon ona hediye edilecekti.
     Ellerimi sıkı tut mimozam, halkım beni yerde görmesin
     Çekimler planlandığı gibi başladı ancak öyle bitmedi. Müren’in yorgun bedeni bu heyecana dayanamadı. 12 numaralı mikrofonu alırken yanında bulunan sunucu Hülya Aydın’a „Ellerimi sıkı tut mimozam“ diye fısıldadı. Çekim öncesi „Allah’ım bana bir-iki dakika ayakta durmam için güç ver. Halkım beni yerde görmesin“ diye dua etmişti. Zorlukla yerine döndü ve fenalaştı. Üzerinde o gün için özel diktirdiği „Son Gece“ adlı kostümü vardı.
     Zeki Müren son yolculuğuna Bursa’da „Dönülmez Akşamın Ufkundayız“ şarkısı ile uğurlandı. „Ömrünün son faslı“ da geçmişti.
    

Zeki Müren: „Ben kadınlara karşı da çok kuvvetliyim. İş ki gönlüm istesin…“1962’den 70’e kadar çok büyük bir aşk yaşadığını şiirinde anlatan Zeki Müren, büyük aşkının cinsiyetini hiç açıklamadı. „Ben kadınlara karşı da kuvvetliyim. İş ki gönlüm olsun“ diyen Müren’e göre „Kadın ve erkek ruhunu bir arada taşımak sapıklık değil, ruh zenginliği.“
     Emin Çölaşan, 27 Ekim 1985’te Milliyet Gazetesi’nde Zeki Müren ile „Pazar Sohbeti“nde „Bir modacı hanımdan çocuk aldırdım demiştiniz“ deyince Zeki Müren düzeltiyor: „Ben aldırmadım, o aldırdı efendim.“
  
     Zeki Bey programdan sonra odama geldi, olanlar oldu“
     Gazeteciler „modacı hanım“ı buluyor: Nimet Erim Şenli. „Yıl 1962 idi. Belvü Otel’e yerleştim. Zeki Bey bir gece programı bittikten sonra, odama geldi. Olanlar oldu işte. Zeki Bey çocuk istiyordu. Ondan habersiz aldırdım. Bana bu yüzden kırgın.“
  
     Adalet Pee’nin gözleri için Çil Pavyon’a çok gittim“
     Zeki Müren, Akademi yıllarında Adalet Pee’ye aşık oldu: „Çil Pavyon’da barın arkasında bir kadın. Nasıl siyah, hafif şehla, enfes baygın bakışlar: Adalet Pee. Platonik bir aşktı. O gözler için o bara çok gittim.“
  
     Yeri göğü sarsacak kadar büyük aşkım bir kere oldu“
     „Yeri göğü sarsacak aşkım bir kere oldu. 62 yılından 70’e kadar bir kişiyi sevdim. Göz göze, el ele, yatak odasına girmeden sekiz sene canımı her an verebilirdim; canını her an verebilirdi. Ve çoook uzaklara gitti, beni unutmaya. Kanada’ya. Unutamadı, döndü, Hollanda’ya. Bana çok şiir yazdırdı, çok beste yaptırdı.“ (Nokta, 5 Haziran 1988)
  
     İki ruhu taşımak sapıklık değil, ruh zenginliği“
     Zeki Müren büyük aşkının cinsiyetini hiç açıklamadı ama gay’likle ilgili cesur konuştu: „Eşcinsel demek ille pasif demek değildir. Eşcinsel aktiflik de yapar. Kadınla da yatar, bir erkeğe erkeklik de yapar. Bu bir çeşnidir. Ben hep derim, kimseye zararı olmadığı sürece, dört duvar arasında kaldığı sürece, Taksim parklarına düşmediği sürece herkesin bir özel hayatı vardır. Ben kadınlara karşı da kuvvetliyim. İş ki gönlüm istesin.“
    

„Cahide Sonku nefesler durduracak kadar güzeldi ama ne yazık ki kötü bir kadındı“     Zeki Müren 1953 yılında ilk kez Cahide Sonku ile „Beklenen Şarkı“ filmi için kamera karşısına geçti. „Beklenen Şarkı“ beklenenin çok üstünde bir ilgiyle karşılandı. Ancak Sonku ile Müren’in arası hiçbir zaman iyi olmadı. Sonku için „nefesler durduracak kadar güzel“ diyen Müren, onu pek sevmediğini gizlemiyor: „Behzat Budak yaş gününde bu hanıma Suvar de Paris adlı bir parfüm hediye etti. ‚Behzat Bey, rica ederim; bunu Paris’te hizmetçiler kullanıyor‘ cevabını verdi. Budak da ‚Kızım, bir gün mavi ispirto bile bulamayacaksın. Benim mali gücüm buydu, bunu aldım. Yazıklar olsun sana…‘ dedi. Bu kadın yıllar sonra şipitik terlikle Beyoğlu’nda başında çatma yemeni o hallere gelince insan demez mi ki etme bulma dünyası. Deniyor…“
     Zeki Müren daha sonra da pek çok filmde rol aldı: Son Beste (1955), Berduş (1957), Altın Kafes (1958), Kırık Plak (1959), Hayat Bazen Tatlıdır (1962), Bahçevan (1963), İstanbul Kaldırımları (1964), Hep O Şarkı (1965), Düğün Gecesi (1966), Hindistan Cevizi (1967) Katip (1968), İnleyen Nağmeler, Kalbimin Sesi (1969), Aşktan da Üstün (1970), Rüya Gibi (1971)
  

Zeki Müren’in kirpiği, göbeği ve Türkçesi…Zeki Müren en şaşaalı günlerini 70’lerde yaşadı. Bu dönemde adı örgü motiflerine, tatlılara verildi. Zeki Müren’in Türkçesi ise spikerlere ders verecek kadar iyiydi
     1970’ler Zeki Müren’in altın çağıydı. Her söylediği, her yaptığı olay oluyordu. Turneye çıkmazdı ama filmleriyle Anadolu’ya da ulaşmıştı. Zeki Müren kirpiği diye modelle örgülere bile girmişti Paşa. „İki alıp bir doluyorlar. Ben deneyeyim dedim, yamuk gitti. Meğer baştan bir artırmak gerekiyormuş“ diyordu Zeki Müren.
     Bir de Zeki Müren Göbeği diye bir şeker çıkmıştı. „Sanki benim göbeğimin şekli başkaymış gibi… Rahmetli annem misafire bunu tutardı. ‚Anneciğim çikolata varken bunu tutmak tuhaf olmuyor mu‘ derdim de ‚Evladımın ismini taşıyor, bu zevkime karışma‘ derdi annem. Ne büyük mutluluk bu. Yalnız plağınızla, kasetinizle, videonuzla, şiirlerinizle, bestelerinizle değil, Anadolu kadınının örgüsüne bile girmişsiniz. Bir de bu kime nasip oldu? Türkan Şoray’a…“
     İstanbul Türkçesi gibi, Zeki Müren Türkçesi diye de bir Türkçe vardı o dönemde. Tane tane, her kelimenin, hatta her hecenin hakkını vererek konuşurdu. Zeki Müren’in kelimeleri seçmesi, onları bir araya getirmesi, vurgulaması başlı başına bir ekoldü.
  

Cumhurbaşkanının karşısına böyle çıkılır!Zeki Müren’in Çankaya Köşkü’ndeki bir davete 28 santimlik apartman topuklu ayakkabıları ile katılması, bazı gazetelerde „Cumhurbaşkanının karşısına böyle çıkılır mı?“ diye manşetten eleştirilmişti. Müren eleştirilere aldırmadı, daha sonra apartman topukları ile beraber mini etek bile giydi
     Zeki Müren 45 yıllık sanat yaşamı boyunca hep ilklere imza attı. Müren sahnede ilk olarak saz heyetinin kıyafetlerini değiştirdi. Gelişigüzel giyinen saz heyetine, kendi çizdiği tek tip kıyafetler giydirdi. Sesin tek başına yeterli olmadığını, görüntünün önemini çok erken fark etti. Sahnede renkli ışığı ve dekoru ilk o kullandı. Programı sırasında bazen üç kez dekor değiştiriliyordu. Sabit mikrofonu kaldırtıp kordonlu olana geçti. Dinleyicilerine daha yakın olmak için „T“ adı verilen podyumu ilk o yaptırdı. Sahnede ilk kez o vokalist kullandı. Ajda Pekkan’ı, program yaptığı Maksim’de sahneye çıkardı. Böylece Batı müziği sanatçıları da alaturka gazinolarda „solist altı“ olarak çalışmaya başladılar.
  
     Kostümlerine isim takardı…
     Sahnede yaptığı değişikliklerle yetinmedi. Kendisini de değiştirdi. Uzun tırnakları, bakımlı ve yapılı saçları, makyajlı yüzü ile devrim yaptı. Çok düğmeli ceketlerini, ütülü pantolonlarını, incecik kravatlarını terk edip gösterişli kostümlere yöneldi. Enseden yukarı doğru dev tüylerin yükseldiği, taşlarla süslü, işlemeli kıyafetlerle sahneye çıkmaya başladı. Renk kullanımı konusunda da sınır tanımıyor, o dönemde sadece kadınların kullandığı sarı, kırmızı, pembe renkleri üzerinde cesurca taşıyordu. Gazino sezonu açılmadan önce kendi çizimini kendi yaptığı kostümleri ile gazetecilere poz verir, kıyafetlerine taktığı isimleri açıklardı: Batmayan Güneş, Göz Boncuğu, Sabah Yıldızı…
     Zeki Müren’in her yaptığı olay oluyor ama çok çabuk benimseniyordu. Onun artık yenilik yapması değil, yapmaması şaşırtıcıydı. Ancak yine de Müren’in Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün Çankaya Köşkü’nde sanatçılara verdiği kokteyle 28 santimlik apartman topuklu ayakkabılarıyla katılması gündemi sarstı. Bazı gazeteler „Cumhurbaşkanının karşısına böyle çıkılır mı?“ diye manşetten tepki gösterdi. Oysa bu sadece bir başlangıçtı.
  
     Uzay Yolu unutulmadı
     Zeki Müren „Uzay Yolu“ adını taşıyan kostümü ile sınır tanımadığını bir kez daha gösterdi. Apartman topuklu lame çizmeleri ve lame mini şortu hafızalardaki yerine hâlâ koruyor. Sonra daha da ileri giderek „Gladyatör“ kostümünde mini etek giydi.
     Müren’in kostümlerinin bir bölümü, hayran mektupları, gramofonu, taş plakları ve diğer eşyaları ise müzeye dönüştürülen Bodrum’daki evinde sergileniyor.
  
     „Zeki Müren okullarda ders olarak okutulmalı“
Bülent Ersoy     Rahmet diliyorum büyük ustaya. Kendisi gelmiş geçmiş, gelecek nesillere örnek olabilecek vasıflara haiz, tanrının kendine bahsetmiş olduğu çok değişik artıları bünyesinde toplayan bir sanatkardı.
     Kendisi ile özel olarak paylaştığım pek fazla anım yok. Diyaloğumuz pek olmamış, gelişmemişti. Yalnız bir kere Adana’da vurulduğumda kendisi telefon açıp, lütfedip bana geçmiş olsun dileklerini iletmiş ve çiçek göndermişti. Onun dışında fazla bir samimiyetimiz yok. Ama bir sanatkar olarak Zeki Müren, Türkiye’nin gerçekten gurur duyacağı bir evladıdır. Bence Zeki Müren ileriki nesillere ders olarak gösterilmelidir.
     Gerçek sanatseverler, gerçekten sanata gönül vermiş insanların gönüllerinden Zeki Müren’e sevgi ve saygı seli nefes aldıkları müddetçe asla eksilemez. Şarkıcı hüviyetindeki insanların da onu unutup unutmamalarının pek önemli olmadığını düşünüyorum.
  
     „Beni çok severdi, onu çok özlüyorum“
Ajda Pekkan     Zeki Müren beni çok severdi. Bu yüzden benim çektiğim acı çok farklı. Ben kendisiyle yapmaya başladım kariyerimi, 1967’de Taksim Maksim’de. Onu çok özlüyorum.
     Televizyon programına Muazzez Ersoy’u ve beni istemiş. Oraya niye gittiğimizi bilmiyordum. El mi öpeceğiz, birlikte şarkı mı söyleyeceğiz? Biz bütün varsayımları göz önüne alarak o programa gittik.
     Tören sırasında Paşa sunucuya dayanıyordu. Bunun nedenini sağlık durumunun evrelerini bilmediğim için çözememiştim. Madem bu kadar ciddiydi, neden bu kadar süre ayakta tuttular? Fenalaştı, sonra „Çok geç, bitti“ sözcüklerini duydum. Ama bence bitmedi, bitmeyecek. O, gönüllerde yaşıyor.
     Onunla şöyle bir anım var: Zeki Müren ile aynı gazinoda program yapıyorduk. Bir gün ses tesisatçısı onun mikrofonunu bana verdi. Paşa buna çok sinirlendi. Bu yüzden ses tesisatçısını dövdü.
  
     „Paşam, iyi değilsiniz; doktor çağıralım“
Muazzez Ersoy      Zeki Müren’i anma törenlerine konserlerim nedeniyle katılamayacağım. Bu yüzden gerçekten çok üzgünüm, önce onu belirtmek istiyorum.
     Zeki Müren ölürken biliyorsunuz ben de yanındaydım. „Müren’in Konukları“ programına Ajda Pekkan ile beraber konuk olduk. Hatta Zeki Müren’e minibüsümü tahsis ettim, Bodrum’dan İzmir’e rahat gelsin diye. Zeki Bey çok heyecanlıydı. Ben „Paşam, iyi değilsiniz, bir doktor çağıralım“ dedikten hemen sonra fenalaştı. Sonrasını biliyorsunuz. Bunlardan bahsetmek benim için hakikaten çok zor.
     Zeki Müren’in yorumcu kimliğinin dışında söz yazarı ve besteci olarak Türk Sanat Müziği’ne pek çok eser kazandırdı. Yokluğu her zaman hissediliyor, onu çok özlüyoruz, çok özlüyorum.
     Zeki Müren’le bizim dostluğumuz hastalığı dönemine denk geldi ne yazık ki. Onu daha yakından, daha uzun süre tanıma fırsatı bulmayı çok isterdim. Kısmet olmadı.

  1. Hinterlasse einen Kommentar

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: