Türkiye Avrupa’nın 19. yüzyılında

https://i2.wp.com/www.kutuphaneleriseviyorum.org/userfiles/image/turkiye_haritasi_resim.jpg
  *Devlet – din, devlet – toplum ilişkilerinde, devletle karşı karşıya gelinen alanlarda sıkıntılarımızın kaynağı nedir?
       Avrupa’da sivil toplum kuruluşları ve devletle ilişkileri Türkiye’den çok farklı. Mesela, Fransa’da insan hakları kuruluşlarında özellikle devlet memurları var. Bunların amacı vatandaşı devletten; hatta devleti devlete, Cumhuriyeti kendi sapmalarına karşı korumaktır.
       Türkiye’de „sivil toplum nasıl olsa ileride gelişecek“ diye iyimser bir tavrım vardı. Avrupa’daki devlet – sivil toplum ilişkilerini konferansta dinleyince, Türkiye açısından biraz daha kötümser oldum. Türkiye’de devletle sivil toplum arasında sandığımdan daha fazla, bir „uçurum“ olmasa da, bir kopukluk olduğunu görüyorum.

       *Devlet – sivil toplum kopukluğunun nedenleri nedir?
       Bunun çok önemli tarihsel, dinsel ve siyasal nedenleri var. Hristiyanlıkta başından beri din ile devlet ayrı gelişti. Hristiyanlık dini Roma devletine karşıydı. Resmileştikten sonra da daima devletten ayrı bir biçimde gelişti. Sosyal yapının içinde ikilik olduğu için bu çoğulculuğun kaynağı oldu. Bir toplumun içinde iki ayrı baş olduğunu kabul ettikten sonra, o üç de, dört de olabilir. Nitekim oldu da. Ortaçağda üniversitenin özerkliği, komünal yani belediyelerin, kentlerin özerkliği, sonra loncaların özerkliği gelişti.

       *İslam coğrafyasında ne oldu?
       İslam’ın tarihsel gelişmesinde din ile devlet birlikte kuruldu. Ayrı olması dinde de, politikada da bir ikilik demekti ki, bu kabul edilemezdi. İslam dininin tarihsel gelişmesi çoğulculuğu imkansız kıldı.
       Osmanlı’ya gelirsek, o kendi Türkmen göçebesinden ve değişik halklardan bir devlet kurdu. „Başıboş bırakırsak, bunlar alıp başlarını giderler“ endişesiyle, devamlı onları kontrol altında tutmaya çalıştı. Toplumuna, vatandaşına kuşku ile ya da bir tehlike kaynağı olarak baktı.
       Bu gün Cumhuriyet de politikasında devamlı bir iç ve dış tehlikeden yola çıkarak bir gerginlik ortamı içinde devleti yürütüyor. Bu olmazsa herkes başını alıp gider, kontrolden çıkar tavrı sürüyor.
       Hukuk açısından da, Türkiye Cumhuriyeti’nin kanun metinlerinde kuraldan çok istisnalar dile getiriliyor. Bu da Osmanlı’dan gelen bir şey. Zaten etimolojik olarak yasa ve yasak yan yana duruyor.
       Önce yasak prensibi konuluyor, „bu benimdir“ deniliyor, sonra, tartışılıyor, pazarlığa girişiliyor. Bazı şartlar dahilinde bazı haklar veriliyor. Mesela, toprak padişahındır, ancak tımarlı sipahiye savaşa gitmek şartıyla verilebilir.
       Bugün de aynı yasa ve yasak anlayışı işliyor. Örneğin bugünkü gümrük mevzuatına göre bir paket kitap gelse alamazsınız. Önce, „alamazsınız“ denilerek bir yasak konuluyor. Sonra tartışmaya başlıyorsunuz. „Şu olsa, bu olsa“ diyor, bir yolunu buluyorsunuz ve kitaplarınızı alıyorsunuz. Bütün bunlar devlet yapısının kendi özgün karakterini gösteriyor. Cumhuriyet zamanında devlet modern anlamda gelişti ama gördüğümüz kadarıyla geçmişin izlerini bir biçimde taşıyor.

       *Türkiye’deki cemaat, dinsel ve etnik gerginliklerin kaynakları nedir? Türkiye, sosyal ve ekenomik gelişme olarak, Avrupa’nın 19. yüzyılda yaşadığı olayları, durumları yaşıyor. Şehirleşme ve sanayileşmeyi Avrupa 19. yy’da yaşadı. Türkiye bunu 1950’den başlayarak yaşıyor ve sonu da hala gelmedi. İstanbul, 19. yüzyılda 900 bin, 1950’de de bir milyondu. 50 yıl sonra 10 milyon oldu. Kentsel nüfus DPT’nin öngörülerine göre yüzde 90’lara kadar gidecek. Neolotik devirden sanayi devrine kadar 10 bin yıl geleneksel köy düzeninde yaşayan milyonlarca insan kopup kent yaşamına, sanayi toplumuna 20 ve 21. yüzyıla birdenbire geçiyor. Bu şoku ve bunun getirdiği sosyal ve ekonomik gerginlikleri görmek lazım. Bence sorunların, gerginliklerin esas temeli bu. Ancak, sorunlar en zayıf noktadan çıkıyor. Gerginliğin patlama noktaları, Kürtler, Aleviler, dinsel cemaatler vb. oluyor. Eğer tarihsel gelişme belli bir refah düzeyi getirseydi, sorunlar bu düzeyde cerayan etmezdi.

       *Türkiye’nin AB üyeliği için ne diyorsunuz?
       Türkiye’nin AB’ye girmek istemesi, 3. Selim’den beri süren Batılılaşma sürecinin doğal son halkasıdır. Ama bu bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. „Acaba Avrupalılar bizi neden istiyorlar“ deniyor. Önce, „bizi neden istemiyorlar“ deniyordu. „Acaba bizim egemenliğimizi mi yok etmek istiyorlar? Sevr’i mi canlandıracaklar?“ şüpheleri devam ediyor. Çalkantılar hem ulus devletin gençliğinden, hem de sosyo ekonomik yapıdan dolayı daha sertleşiyor. İç göç en azından 30 yıl daha süreceği için bu sarsıntılar devam edecektir.

       *Önümüzdeki 10 yıl içinde Türkiye’nin AB ile entegrasyonu iç dinamiğiyle başarabileceğini düşünüyor musunuz? Helsinki’den önce çok istekliydik, sonra gevşedik mi?
       Batılılaşma dinamiğinin son halkası olduğu için, bu dinamik bence yürüyecektir. Ancak tartışmalar ve tereddütler yıllarca sürebilir. Brüksel bürokrasisi kendi sistemini kurmaya, planlarını yapmayı başladı. Ankara geri kalıyor.
       Türkiye eninde sonunda AB’ye alınacak. Ancak buna sadece hükümetler karar vermeyecek. Karar o ülkelerin parlamentolarına gidecek, halkın referandumuna da sunulacak. Referandum sadece Fransa, İspanya’da değil Türkiye’de de yapılacak. O zaman, Avrupa halkları ve Türk halkı eşit bir konumda ve bir arada olmak istiyor mu ortaya çıkacak.
       Ama Türkiye’de, „Biz Avrupa’yı istiyor muyuz“ diye sorulmuyor. Sadece Türkiye Avrupa’ya girmeyecek ki, Avrupa da Türkiye’ye girecek. bunu düşünmek lazım.
       Çetin Altan’ın bir mizahi yazısını okumuştum. Özetle, „2020 yılında isteyen Türk Madrit’te, Londra’da yaşayacak; isteyen İtalyan Bingöl’de, isteyen Alman gelip Tunceli’de yaşayacak“ diyordu. Bu beni çok çarptı. Kimse 100 İtalyanın kalkıp Bingöl’de yaşamak isteyebileceğini hiç düşünmüyor. „Buranın havası, suyu güzel, biz burada yaşamak istiyoruz“ derseler ne olacak? Kaymakamı, polis şefi, „Bu adamlar buraya neden geldi? Ne maksatları var?“ demiyecekler mi? Sonra İtalyanca bir okul, hatta kilise isteyecekler. Yer yerinden oynayacak. Türkiye bu duruma hazır mı? Oysa serbest dolaşımla bu da olacak. 

Naki Özkan

  1. Hinterlasse einen Kommentar

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: