1950’de seçime bir hafta kala

 60 yıl önce bugünlerde Türkiye demokrasi deneyiminin ilk ciddi sınavına hazırlanıyordu. 1946 başında kurulan Demokrat Parti büyük bir dinamizmle topluma özgürlük mesajları vermeye başlamış, CHP de tek parti sistemi üzerine kurulu rejimi çoğulcu yapıya dönüştürme adımlarını sıklaştırmaya girişmişti. Devleti kurmuş olan parti bu dönüşümü de kendi sorumluluğunda farzettiğinden zaman kazanmak için 1946’da erken seçim kararı aldı.
       Seçim Yasası’ndaki kısıtlamalar kadar rakiplerinin hazırlıklarını tamamlamamış olmalarından da yararlanarak meclise 396 milletvekili ile döndü. DP ise sadece 69 milletvekilliği kazanmıştı.
       Bu seçimde devlet mekanizmasının da açık açık iktidardan yana çalışması sebebiyle 1950 seçimine kadar dört yıl boyunca siyasi tartışmaların esas konusunu özgürlükler ve bunun için gerekli yasal düzenlemeler oluşturdu. Devlet ajansı ve radyosunun tarafsızlığının sağlanması, muhalefet basını üzerindeki baskıların durdurulması öncelikle arzulanıyordu. CHP, İsmet İnönü’ye verilmiş “Milli Şef“ unvanını iptal ederek, Atatürk’ü unutturmak için çıkarıldığı ısrarla söylenen İnönü’lü para ve pulları yürürlükten kaldırarak, hatta Taksim Alanı’ndaki Cumhuriyet Anıtı’nın daha üstüne yerleştirilmesi hesaplanmış, ondan büyük at üzerinde İnönü heykeliyle ilgili tasarıları uygulamaya koymayarak yumuşama işaretleri gösteriyordu. Bunları yeterli bulmayan DP ise önce “Hürriyet Misakı“ sonra da “Milli Teminat Andı“ ile kesin koşullar öne sürdü. CHP’nin tepkisi buna “Milli Husumet Andı“ adını takmak şeklinde oldu. Böylece ilişkiler gün geçtikçe gerginleşti.
       Kürsü ve basın polemikleri inanılmaz bir aşağılama düzeyine inmişti. 1950 Mayısı’nda Millet Partisi’nin Kudret isimli yayın organında çıkan “Küfürname“ başlıklı şu fıkra ortamı iyi yansıtıyor:
       “Müfteriler utanın, uydurmacılar, ölçüsüz utanmazlar, yalancılar, nefretle protestoya layık, küfürbaz saldırganlar… Daha neler de neler… Bu galiz küfürler CHP’nin dünkü Ulus ve Ankara isimli gazetelerinde ve bir gün içinde bizlere karşı kullandıkları kelimelerdir. Neylersin kuyruk acısı söyletiyor… Biz onlara karşı sadece şu Bektaşi fıkrasını anlatmakla yetineceğiz:
       Bektaşi satıcılığa çıkar, bir külhanbeyi onu çağırır:
       – Ulan satıcı gel buraya.
       Bektaşi duymazdan gelir.
       – Ey utanmaz, namussuz herif gel diyorum sana, deyince Bektaşi etrafına bakınır ve tekrar yoluna devam eder.
       Artık tahammülü sona eren külhanbeyi fırladığı gibi Bektaşi’nin yakasına yapışınca Bektaşi manalı bir bakışla söylenir: “Beyabi, bir utanmaz namussuz herif sesi kulağıma geldi, etrafıma bakındım ama seni görememiştim.“
       Bir yandan seçim kampanyası adı altında küçümseme ve aşağılama yoğunlaşırken diğer yandan da oy ticareti hayli hararetlenmişti. Seçimlerin toplumun özlemlerini yansıtacağından korkanlar belirmişti. Vatan gazetesinde “OY, OYUN, KURT, KOYUN“ başlığıyla seçimden beş gün önce yayınlanan küçük fıkra konuyu şöyle sunuyordu:
       “Bazı sahte softalar kaza kaza, günahı boyunlarına belki de abdestsiz, cuma namazı kıla kıla dolaşarak rey toplamak sevdasına düşmüşler!
       Kulaklarına küpe olsun, akıllarında kolay kalsın diye bir çetin gerçeği tekerleme halinde tekrarlayalım:
       Halk durup durup öyle / verecek ki oyu’-nu /
       Hulussuzlar görecek / çok geçmeden boyunu /
       Gayri kurt yok koyun yok / Baylar! Oy var, oyun yok.
       Evet, 14 Mayıs 1950’de OY’unu kullanmaya hazırlanırken toplumun korkusu 1946’daki gibi OYUN’a gelip KOYUN yerine konulup konulmayacağıydı.
  1. Hinterlasse einen Kommentar

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: