Kırkağaç Kavunu Öyküsü

51950’li yılların ortasına kadar ilçemizin yüksek semtlerinden ovaya bakanlar her mevsimde başka bir renk cümbüşü izlerlerdi. Sonbahar ve kışın açık kahverengi, siyaha yakın gri veya boz renkler çoğunlukta olur, dökülmüş yapraklarıyla söğüt, karaağaç, ceviz, ayva ve üzüm bağlarının siyaha yakın omacaları iç karartıcı bir görünüm sergilerlerdi. Yine bu günlerde, hatta baharın ilk aylarına kadar Bakır Çayı’nın taşkınları, yakınlarındaki tarla ve harman yerlerini ufak çapta göllere dönüştürür, ovayı ikiye bölen İzmir-Bandırma demiryolundan geçen trenler kara dumanlar savurarak ayna üzerinde gidiyormuş gibi hoş görüntüler oluştururlardı. Mayıs ortalarından itibaren ise öbek öbek yeşiller görünmeye başlar ve bembeyaz Gelenbe şosesi (halk ağzında „Susa“), iki tarafını kaplayan geniş üzüm bağları arasında doğu yönünde kilometrelerce uzar giderdi.
o_kavun_genel.jpg (567×425)


        Önceleri filizi yeşil olan bağların yaprakları yaz ortasında koyu yeşile döner, aralarında bir yama gibi kalan kavun, karpuz, pamuk, nohut, tütün, mısır ve diğer ürünlerin ekili olduğu tarlaların değişik tonlardaki yeşilleri ile adeta yarışa girerlerdi.


        Bağların ve ağaçların arasındaki uygun boşluklarda „Dam“ denilen, çoğu tek katlı bağ evleri bulunurdu. Küçük veya büyük tümünün de ortak yanı, emme basma tulumbanın hemen önünde mutlaka genişçe bir alana dikilmiş çiçek ve sebze bahçelerinin bulunmasıydı. Çiçek ve sebze fideleri daha dama taşınılmadan, temizlik ve badana aşamasında ekilirdi. Damlardaki badana genellikle beyaz olurdu. Ama çoğu bağcılar göztaşı denilen ilacı atarken kalan fazlalığı bir çukura dökmektense, bolca sulandırıp basınçlı tulumbaları ile damın dış duvarlarını çok güzel bir gök mavisi renge boyarlardı. Yeşille mavinin o güzel uyumu bu damları daha bir sevimli yapardı.


        Milli mücadelenin başlangıç günlerine kadar zengin Rumların „Kulle“ dedikleri görkemli bağ evlerinin hem Kırkağaç ve hem de Bakır ovalarının en seçkin yerlerindeki varlıklarını büyüklerimizden dinlerdik. Bunların son örneği Bakır Beldemizde şimdiki „Erol’un Yeri“ diye anılan yapının bulunduğu yerdeydi. 1926 yılında satın alma yoluyla mülkiyeti saçlı Mustafa Efe’ye geçen „Yorgo’nun Kullesi“nden günümüze ulaşan bir kalıntı yoktur


        1950’li yıllarda oy kaygısıyla politik bir ürüne dönüştürülen tütün ekiminin özendirilmesi sonucu, Kırkağaç Ovası’nda ve Ege’nin birçok üzüm bölgesinde tam bir bağ katliamı yaşandı. Sökülen üzüm bağlarının üst katmanlarının kuvvetli toprağı bazı yörelerde dekarda 750 kg.’a ulaşan ürün verince, kalan bağların da hemen hemen tama mı söküldü. Kaybolan bağlarla birlikte yüzlerce yıldır süregelen „Bağ komşulukları“ da geçmişte kaldı. Yaz gecelerinin, bilhassa çocukların çok sevdiği Maşalan (meşale) yakma, yıldızlı ve saz maytap atma alemleri, şarkılı türkülü gece komşulukları, Oyun Çıkarma gösterileri, gemici fenerlerinin titrek ışığında yapılan dam gezmeleri sadece güzel anılar olarak kaldı. Çünkü tütün tarımında kuvvetli zehirler ve yapay gübreler kullanılması sonucu ovamızın verimli toprağı çoraklaştı. Bu arada birçok hemşerimiz de kaza ile hayatından oldu. Çünkü o dönemlerde „Folidol“ intihar etmenin en pratik yolu olarak görülürdü.


        Aynı nedenlerle ovamızın çok çeşitli olan yabanıl hayvan varlığı da bu kırımdan nasibini aldı. Başta, her mevsimde ovada bir sokak köpeği gibi insanlardan kaçmayan çakal olmak üzere, porsuk, tavşan, sansar, tilki, sincap, gelincik, köstebek ve kirpi gibi hayvanlar artık yok. Kuşlardan toy, telli turna, ala keklik, çil keklik, mezgeldek, çavuş kuşu, çoban aldatan, karatavuk, arı kuşu, sarı asma, ardıç kuşu (buruç), üç veya dört çeşidini görebildiğimiz akbabalar, doğan, şahin, atmaca, kerkenez, tahtalı güvercin, puhu (büyük baykuş) ve daha niceleri. Çoğunu bugünkü genç hemşerilerimiz hiç tanımıyor, bazılarını ise artık resimlerden, TV belgesellerinden anımsıyorlar. Onlar Bakır Çayı’ndan ağlar ve oltalarla tutulan tatlı su kefallarını, kırmızı kanatları, yılanbalıklarını bıyıklı balıkları hiç tadamadılar. 0 canım üzüm bağlarından sarkan, altın renkli çekirdeksiz sultaniyelerini, sabah serinliğiyle üzerleri buğulanmış parmak üzümlerini, şam üzümlerini, mis kokulu siyah misketleri, deli karaları, yediverenleri, razakıları, şeker pembesi nar üzümlerini unutmak mümkün mü ?


       Şimdilerde tek tesellimiz bu yanlışlardan artık büyük ölçüde dönülmüş olmasıdır. Üzüm bağlarımız yeniden yetiştirilmeye çalışılması, daha da önemlisi Kırkağaç’ın sembolü olan ünlü kavunlarımızın tadının da yerine gelmeye başlaması sevindiricidir.


        Dileriz, Ege’nin en verimli ovasına sahip olan ilçemiz tüm ürünlerde eski bereketine ulaşır. Çolum’lu leblebi imalatçılarının gözdesi olan ve „Kırkağaç nohudu ile leblebi yapmak bize dede vasiyetidir“ diyen Çorumlu ustaların bu sözlerini unutmak mümkün değil. Şimdilerde nohut ekim alanlarının genişletildiğini öğrenmek tüm Kırkağaçlılar adına mutluluk vericidir.


        Osmanlı Dönemi’ne ait salnamelerde (yıllıklar), kavun, üzüm, pamuk, Hint pamuğu (uzun yıllardır ekilmeyen, deve tüyü renginde bir pamuk cinsi), tütün, afyon, zeytin, ceviz ve tüm meyve ve sebze çeşitleri, ovamızın gözde ürünleri olarak sıralanmaktadır. Zeytincilik Kırkağaç’taki en önemli tarımsal etkinliklerden biridir. Yetiştirenin değil, bir kuşak sonrasının ürün aldığı, Rumlardan kalma klasik zeytinlikler hala mevcut olmakla birlikte, 3-4 yıl sonra ürün veren „Tiril ye“ cinsi zeytin yetiştiriciliği de son yıllarda hayli gözde olmaya başlamıştır.


        Ama bunların arasında elbette ki kavunun özel bir yeri vardır. Zira Kırkağaç ismi kavunla adeta özdeşleşmiştir. Nitekim Akhisar yönünden Kırkağaç’a gelen konukları da herkesten önce Kırkağaç’ın sembolü olan güzel bir kavun heykeli karşılar.
Başka hiçbir toprak ve iklimde Kırkağaç kavunlarının renginde, kilosunda ve nefasetinde kavun yetişmez. Bu ürünümüz Kırkağaç halkının deyişlerine, şiirlerine, türkülerine, gelenek ve göreneklerine girmiştir. Kavunla ilgili yıllardır duyduğumuz, her hemşerimizin de mutlaka bildiği bir öykü anlatıla gelir. Örneğin, gurbetteki bir hem şehrimizle, Kırkağaç’a gittiğini anlatan kişi arasında şöyle bir söyleşi geçer:
– Kırkağaç’a gittin mi ‚?
– Gittim.
– Kavun yedin mi ?
– Yedim.
– Kabuğunu kaşıkla kazıdın mı?
– Kazımadım.
– 0 zaman sen Kırkağaç’a gitmemişsin arkadaş!


       Burada vurgulanmak istenen elbette ki o ünlü Kırkağaç kavununun kabuğuna yakın kısmının ayrı bir lezzette olduğudur. Bu yüzden Kırkağaçlılar bıçakla kesilip dilimlenen kavunun işte o kabuğuna yakın kalan etli kısmını atmaya bir türlü kıyamazlar.
Aşağıdaki öykü de Kırkağaç kavununun kendine has lezzetini anlatan bir başka olgudur:


       1861-1862 yıllarında Paris’te büyükelçi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa, diğer yabancı ülke elçilerinin de katıldığı resmi bir yemeğe davet edilir. Yemekler yenilir. Sıra meyve faslına gelince kavun sunulur. Paşa, tabaktaki kabuklu ve uzun dilimler halindeki parçalara bakar. Fransız kavunlarını kendi ülkesinde yedikleri gibi sulu ve yumuşak zannettiği için, gelen çatal ve bıçağı bir kenara koyup, garsondan kaşık ister. Kaşık getirilir, fakat o sert kavunu kaşıkla yemek ne mümkün! Bu arada çatal ve bıçak yerine, kavunu kaşıkla yemeye çalışmasına diğer zevatın alaycı bir gülümsemeyle baktığını görünce, kaşığı bırakıp çatal ve bıçakla birkaç parça yer. Paşa bir süre sonra benzer bir yemeği bu sefer kendi elçiliğinde düzenler. Yine aynı kişileri özellikle davet eder. Ama davet öncesi İstanbul’a bir telgraf çekip Kırkağaç Kavunu istemiş ve siparişi mümkün olan en kısa sürede eline ulaşmıştır. Sıra kavun ikramına gelince, sofra görevlileri önceden tembihli olduklarından paşa dışındaki konukların önüne çatal bıçak konmuştur. Kavunlar geldiğinde paşa kaşığını yumuşak ve sulu kavuna daldırıp kolaylıkla yerken, diğer davetlilerin kavunları çatal ve bıçakla döke saça yemeye çalışmalarını izlemekte ve kıs kıs gülmektedir. Konuklar daha önceki tutumlarını anımsarlar ve Ahmet Vefik Paşa’dan özür dileyerek kaşık isterler (Bu ilginç öykü, 17 Ekim 1953 tarihli Vatan Gazetesi’nin Memleket İlavesi’nde „Çalışan Bir İstihsal Muhiti: Kırkağaç“ başlığı ile ve A. Emin Yalman imzasıyla yayınlanmıştır).


Kırkağaç kavununun lezzeti şiirlere bile konu olmuştur. İşte
l950’li yıllarda Kırkağaç Ortaokulu Müdürlüğü yapan, tanınmış şair
Arif Hikmet Par’ın Kırkağaç Kavunu için yazdığı şiir:
Kırkağaç Kavunu
Zeytin yeşili gölge
Çam yeşili hava.
Bol renkli bir güneşle
Yayılır toprağa.
Kırkağaç kavunu bu,
Tadında dilim dilim,
Konuşur memleketim.
Temmuz güneşinde tarla tarla,
Serpilir, büyür, gelişir.
Sonra güz geldi mi vagonlarla
Memleket memleket dolaşır.
Giresun dendi mi akla fındık gelir,
Bursa şeftalidir, Dörtyol portakal.
Manisa üzüm gözlü kızlar gibi,
Akhisar’da tüter bir ince tütün,
Ankara‘ nın armudu, Amasya‘ nın elması,
Ödemiş’in patatesi, Soma’nın helvası.
Hepsi güzel efendim, hepsi iyi.
Ama Kırkağaç kavunu başkadır başka,
Bal kutusu kardeşim, latilokum.
Bir kavunu, bir fındığı seviyorum.
Sarısı, kanalısı, çitilisi,
Renkten renge girermiş Gelenbelisi.
Yaz geldi mi anam benim,
Her eve ilik bir koku siner,
Kavun kokar ortalıkta, kavun döner.
„Yaylalar içinde Erzurum Yayla,
Şehirler içinde Konya’dır Konya“
Der bir canım türkü.
Ne üzümü öv kardeşim, ne inciri savun,
Meyveler içinde kavundur kavun..
Kırkağaç Ovası’ndaki Bazı Mevkilerin Yerel Adları
Çayır, Yayılgan, Narlı Guyu, Garal Yin, Dede Guyusu, Tahtalı
Köprü, Taş Köprü, 25 Tonnuk Köprü, Ordek Köprü, Gurgazdı, Fran
Yin, Sakarcah, Sulu’luk, Koru Yin, Deringöz, Azmak Arası, Gasane,
Gannı Guyu, Siledik Altı, Çamlı Çiflik, Ova Dermeni, Çandır, Lelelik,
Beyin Çifliği, Gabak Harmanı, Van Guyusu, Telli Gavak, Çepelli, Çal
Çayın, Bosdan Guyusu, Siniççe, Dede Yolu, Gum Yol, Beyler Bağı,
Turşunlu, Boz Toprak, Goca Garaç, Uycek, Gaydibi Altı, Dişbudak,
Goca Çeşme, Ellezer Altı, Tepe Bağı, Çamaitı, Haydar Bey Bağlanı,
Çataldöşeme.
(Ümit Evran ve M.Selçuk Satı’nın “Geçmiştin Günümüze Kırkağaç“ adlı kitaptan alıntıdır.)
  1. #1 von Anonymous am 25/05/2011 - 14:41

    neden olmasin:)

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: