Yavuz Sultan Selim ve Aleviler

https://i2.wp.com/www.iyi-resimler.com/data/media/1486/Yavuz-Sultan-Selim.jpg

16. yy. yani II. Beyazıt, Yavuz, Kanuni dönemleri Osmanlı devleti’nin görkemli, yaşam standartlarının yüksek seviyede olduğu bir dönem olarak gösterilir. Bu üç padişah tarihçilerin kaleminde kusursuz ve gururla kayarak kağıda dökülür. Adı geçen üç padişah dönemi, gerçekten Osmanlı devletinin zirveye tırmandığı, topraklarının alabildiğine genişlediği bir dönem olmuştur

Aynı zamanda, kıyımların, katliamların, sürgünlerin de doruk notaya çıktığı bir dönemdir. Türkçe yerine, Arap ve Acem kültürünün de doruk noktasıdır. Alevilerin de dışlanıp, aşağılandığının da doruk noktasıdır. Yaşama hakkı tanınmadığının da doruk noktasıdır.

İslam ülkelerinin kutsal yerlerinin fethedilmesiyle birçok Arap din adamlarının da İstanbul’u mekân tutması ve adım adım Osmanlının Türk yapısını yok ettiği bir dönem de olmuştur.

Bu dönemde, zamanın en gaddar Şeyhülislamları, kadıları yetişmiş: Bunlar ki, şeriatı istedikleri biçimde yorumluyor, istediği biçimde sultanın çıkartmış olduğu yasayı şeriata uyduruyordu. Konumuz akışı içerisinde bu din ulemasının vermiş olduğu fetvaları ortaya koyacağız.

Kaynaklar hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde, bu dönemlerin en çok Alevi kıyımlarının yaşandığı dönem olarak vermektedir. Bazı kaynaklar 2. Beyazıt’ın Alevi olduğunu, Şah İsmail’e „oğlum“, Şah İsmail’in de kendisine „baba“ dediğini yazmaları, hatta Hacı Bektaş Ardalarından Balım Sultan’ın kendisine kuşak bağlaması, ilişkilerini düzenli yürütmesi, bu dönemde meydana gelen Alevi katliamlarını haklı göstermeye yetmez. Beyazıt’ın ilişkisi her ne kadar iyi olmuş olsa da sultanlığının son zamanlarında yönetimi tamamen vezirlerine ve ulemaya bırakması, bunların keyfi tutumları, şehzadelerin, isyan edecekler bahanesiyle düşman gördükleri Alevi ileri gelenlerini katletmeleri Beyazıt dönemini de bu işin içinde tutuyor.

„II. Beyazıt’ın Alevilere karşı aldığı tedbirleri yerinde ve yeterli bulmayan Şehzade Selim, pederimle görüşüp, „ahvali, devlete şifahen arz etmek muktezayı maslahattır” diyerek İstanbul’a kadar gitmiş ve neticede işi babasına kılıç çekmeye kadar götürmüştür. 917/1511″1

Kendi halkına en büyük düşman olan Yavuz Sultan Selim, Şehzadeliği döneminde, Trabzon valisiyken bu yönde çalışmalarını yoğunlaştırmış, hatta Beyazıt’ın yumuşak tutumu, Alevilerin üstüne gidip kıyım yapmayışı Selim’i harekete geçirmiştir. Kafasına koyduğu Sultanlık fikrini adım adım geliştirerek, önce babasını ortadan kaldırdı. Ardından iki yıllık bir uğraştan sonra diğer şehzadeleri yok etti. Şehzade Ahmet Amasya valisi, Korkut Antalya, en küçükleri olan Selim Trabzon valisi olarak görev yapmaktaydılar.

Selim kafasındaki kafasındaki hesapları kardeşlerini nasıl ortadan kaldırıp saltanat koltuğuna oturacağıydı Ahmet’i iktidara en yakın olarak gördüğünden, önceleri, Korkut’la birleşerek Ahmet’in Kızılbaşlarla birlik olduğunu, devleti ele geçirerek bir Kızılbaş devleti yapmak istediğini ileri sürmüştür. Oysa Korkut’ta iyi bir eğitim görmüş, devlet işlerinden anlayacak bir yapısı varken, üstelik Ahmet’in hem babası hem yönetim tarafından desteklenir olması, Selim’in rüyalarını kaçırmaktaydı. Selim iktidar uğruna her şeyi mubah sayarak, aile katliamlarından başlayarak yönetim koltuğuna oturdu. Bütün gücünü feodal beyler, mollalar ve geniş anlatımıyla hakim sınıftan alıyordu.

Yaradılışı Alevi düşmanlığıyla özdeşleşmiş olan Yavuz, babasının sultanlığı zamanında bu yönde kesin önlemler alması yolunda onu uyarmış, babası bunu ciddiye almaması durumunda, kendi yöntemleriyle savaşa başlamıştı. Trabzon valisi olduğu dönemlerde Safavi ticaret yollarını kesiyor. İran’a giden tüccarların tüccarların mallarını yağmalıyordu. Valiyken öylesine bir hazırlık yapıyordu ki bir padişah gibi davranıyor. İstanbul koltuğunun hazırlıklarını yapıyordu. Bu anlamda yöneticiler yetiştiriyordu. Bu deneyimlerini valilik bazında uyguluyordu. Daha şehzadeliği zamanında Anadolu’da bulunan tüm Alevilerin listesini çıkartıyor, bunu birer birer deftere ediyordu. Yani kayda geçiyordu.

“Yavuz Sultan Selim hükümdar olduktan, kardeşler meselesini hallettikten sonra Şah İsmail’le muharebeden evvel Anadolu’daki azılı kırk bin kızılbaşın idam ve hapis olunmalarım sebepsiz bulurlar.“2 Uzunçarşılı, bu olayları haklı gösterebilmek için Yavuz Selim’in, Şehzadeliği döneminde kardeşi Şehzade Ahmet ve oğlu Murat’ın Alevi halkının başına seçtiğini, memlekete zararı bu vesile ile verebileceklerini öne sürüyordu” Yine adı geçen yazar Şah İsmail üzerine gidilmeden önce bunların ortadan kaldırılmasının haklılığını Sultan Selim’in, Şah İsmail üzerine savaş ederken bu „Kızılbaş tayfası“nın arka­dan isyan edebilecekleri ihtimalini öne sürüyor.

„Nihayet Yavuz, bütün kardeşlerini ortadan kaldırdı. Şah İsmail’in Anadolu’daki tahrikâtına nihayet vermek istedi. Anadolu’da Şah İsmail’e taraftar ne kadar Rafızî (Kızılbaş) varsa hepsini öldürttü.“4

Sultan Selim, ardında olası bir isyana karşı tedbir almak için Alevileri katletmesi, bunun nedeni de Şah İsmail’e ilgi duymalarıdır.

Peki, kimdir bu Şah İsmail?

„Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail’in ordusu menşei bakımından en az Selim’in ki kadar Türk idi ve her iki ordu da Oğuz veya Türkmen kavminin mensupları ve hatta pek mühim bir kısım aynı ülkenin çocuklarıydılar.“5

Görülüyor ki, Yavuz’un tabanı, Şah İsmail’in temsil ettiği tabandan farklı değildi. Üstelik her iki ordu mensubu da Türk’tür. Her iki padişah da Türk soyundandır. Üstelik Yavuz’un resmi dili Farsça iken, Şah İsmail öz be öz Türkçe: konuşup, Türkçe yazmaktadır. „Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri de Türk dilini hiç sevmez. Acem Kral’ı Şah İsmail’e yazdığı mektuplarda, Türkçe değil Acemce kalem edermiş, Acemce bildiğini gösterecek 17 Eylül 1992 günkü Türkiye Gazetesinde Prof. Dr. Ayhan Songur da, Yavuz’un Acemce mektuplarıyla övünüyor. Acem Şahı İsmail, bu mektupları hangi dille yanıtlıyor dersiniz? Türkçe’yle. Zaten bu şah, bizim halk ozanlarımızın en önemlilerinden biridir. Bizim Yavuz’umuz ise, Acemce şiir düzüyor. Bu onu da Beyani adlı birinden dinleyelim. Bu Beyanı, Yavuz’la aynı yüzyılda yaşamış, Şairler Tezkeresi adında bir antoloji yapmış. Yavuz’la ilgili şunları söylüyor „Ulvi himmetlerinden Türk şiir demeye tenezzül etmeyip, binazır farizi aşarı Acemane güfteleri vardır. Yani, büyüklüğünden Türkçe söylemeye tenezzül etmeyip benzersiz, Farsça şiirleri ve Acem taklidi şarkı sözleri vardır.“6

Buna karşılık Şah İsmail’in şiirleri hep Türkçe olarak yazılmış, resmi dil olarak da Türk dili kullanılmıştır. Yavuz’un ordusundaki askerler Şah İsmail’le işlerinden Türkçe şiirler okumaktadır. Anadolu’daki Osmanlı yönetiminin, Arap-Acem kültürünün içine sarhoş gibi dalarken, Şah İsmail bunun tersine, devleti ve ordusu Türkleşiyordu. Anadolu’da Türklerin Şah İsmail’e ilgi duy­malarının nedenlerinden birisi de buydu.

Bazı tarihçiler ve günümüz aydınlan ya da Türklüğü savunduğunu sanan­lar, Türkçülerimiz, Yavuz Sultan Selim’i göklere çıkartıp, bayraklaştırırken sa­nıyorum tarih konusunda yanıldıklarının farkında değiller. Onların savunduk­ları Yavuz’un ne Türklük diye bir sorunu, ne de Türk dilini ve kültürünü koru­ma ve geliştirme diye bir sorunu vardır. Biz konumuz akışında yine belgelere dayanarak Yavuz’u tanıtmaya devam edelim. „Yavuz’un kudretli kılıcı altında ezilen doğunun sarp kayalarına kaçan, dillerini ve milli duyguları çeşitli zorlamalar altında kaybedip Kızılbaş adını alan bu aşiretler, Erzincan tarihinin dediği gibi kurt, Kızılbaş ve dinsiz değil, özbeöz Türkmen olan Alevi ve Bektaşidirler“7

Yavuz Sultan Selim, hele Mısır’dan halifeliği aldıktan sonra, kendisini bir Türk hükümdarı değil de, İslamiyet’in baş halifesi gibi görmesi, üstelik bu sıfa­tı alması sonucu devlet idaresini de baştan aşağı değiştirerek, devlet yönetimin­de tamamen şeriatı uygulaması, Aleviler ve diğer dinler açısından çekilemez bir durumdu. Artık Alevi diye adı geçen kimseler, Aleviliğe bulaşmış olanlar, Alevi diye iftira görenler, Yavuz’un Arap ve Acem kültürüyle yoğrulmuş mol­laların elinden neler çektiler, ancak tarih bu olaylara tanıktır.

Osmanlı hükümetinin resmi dili olarak Acem ve Arap dilinin yerleşmesi, Osmanlı Devleti’nde Türklük duygularını iyice silmiştir. „Türküm“ demek bi­le suç halini alarak bu durum Tanzimat’a kadar sürmüştür. „Anadolu’da öldürülen Türklerin 40.000 kadar olduğu belirtilmektedir. Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail üzerine savaşa çıkarken, ordusunun arkasında Türk bırakmak istememiştir. Bu gerçek Osmanlı imparatorluğunun Türklerden kopmuş olduğunun en açık kanıtıdır.“8

Yine R. Yörükoğlu, Cenap Sahabettin Tekindağ’dan aktarıyor: „(Sultan 1. Selim 1512–1520) tahta geçişinin ilk gününden başlayarak ülkede koyu bir Sünnilik uyguladı. Aynı yıl Anadolu’da 40.000 Aleviyi öldürdü. Yavuz’un tahta Anadolu’daki Aleviliği bitirmek hırsıyla çıkmıştır. Tahta çıkar çıkmaz Aleviler hakkında verdiği imha kararı dönemin ünlü ulemasından Müftü Hamza fetvasında “ bilcümle bu taife hem kafirler ve mülhüddürler ve hem de ehl-i fesaddur, iki cihetten katl’leri vaciptir” 9

Arabistan’ın kutsal yerlerinin ele geçirilmesiyle, Arabistan’da ve is-lam ülkelerinde bulunan çok sayıda Türk olmayan Arap ve Acem İstanbul’a getirildi. Bu gelişlerde Sünni sistem iyice yerleştirildi. Hem dile, hem kültüre hem Türklüğe, hem insanlığa büyük darbeler indirildi. Aleviler açışındır. Büyük bir felaket olan bu yapılaşma „tükenmediler kırılmakla.“

„O edepsizlerin hareketleri, Kızılbaşların yaşamasına sebep oldu. Eğer o sene Azerbaycan’da kışlasaydık bu Kızılbaş işi hal olurdu.“10 Yavuz Sultan Selim, Tebriz dönüşü bunları söylüyor.

Alevilik konusunda araştırmalar yapan Atilla Özkırımlı şöyle bir aktarma yapıyor: „Anadolu Alevileri bir siyasal egemenlik kavgası vermekteydiler ve bu kavga görünürde dinsel inançlar uğruna yürütülmekteydi. Başka bir deyişle Anadolulu Alevi Türkmen toplulukları bir siyasal egemenlik kavgasında kullanılıyordu. İşin ilginç yanı egemenlikleri altında oldukları Osmanlıyla, dolayısıyla devlete başkaldırırken ona ihanet etmedikleriydi. Onları Şah İsmail’e iten yalnız inanç birliği değildi çünkü. Şah İsmail’in dayandığı güç, yakın çevresindekiler kendi soydaşlaşlarıydı, kendi aşiretlerinin bireyleriydi. Üstelik Os­manlı yönetimi onları dışlıyor, nerdeyse silah zoruyla ayaklanmaya itiyordu. Bu nedenle Anadolu’ya gönderdiği halifeleri yoluyla, onlarla ilişkilerini sürdüren yöneticilerini, Türkmen beyleri arasından seçen, benzer dinsel inançları paylaştıkları Şah İsmail’i kurtarıcı olarak görmeleri doğaldı.“11

Yavuz Sultan Selim’le ilgili hangi kaynak, hangi araştırma yapılırsa yapılsın, onun en büyük Alevi Türkmen düşmanı olduğu ortaya çıkıyor. Kendi insanlarını, kendi ırkından, kendi dininden olanları katlederek, yok ederek yok sayarak, dışlayarak, kovarak, düşmanlık güderek, yeryüzüne Yavuz dışında bir kral ne bir hükümdar, ne bir padişah, ne de bir yönetici gelmemiştir. Savaşmak amacıyla üzerine gittiği Türk hükümdarı Şah İsmail’e saldırırken arkada isyan edecekleri, başkaldıracakları savıyla insanları katletmek hiç bir nedenle haklı gösterilemez. Ve Yavuz Sultan Selim Han’ın yaptıkları ne tarihte ne de günümüzde savunulamaz. Bunu savunmak en az Yavuz Sultan Selim Han kadar acımasızlık, gaddarlıktır.

Yavuz’un tarihçilerinden Hoca Saadettin Efendi dönemin çok güzel portresini çizmektedir. „Bundan önce ayağı uğurlu padişah Rum diyarında yerleşmiş bulunan Kızılbaş tutkunlarını ve Alevi tavşanlarını araştırmak için ülke yöneticilerine uyulması gerekli buyruklar gönderip, yediden yetmişe varınca ol yaramazlardan ne idüğü saptanan eşkıyanın adları defter olunup, mutlu kapıya bildirilmelerine Ferman-ı Hümayun çıkmıştı. Cihanda geçerli bu buyruk gereğince yöneticilerin araştırma ve taramalarıyla sayıları kırk bini bulan bunların kimi ortadan kaldırılıp, kimi de hapse attırıldı.“12

Osmanlı tarihçileri, Yavuz’un kavgacılığıyla, insanları katletmeleriyle öğünüp duruyorlardı.Yavuz’un salt Anadolu insanlarını kırmaları onları tatmin etmiyor üstelik komşu ülkelerin halklarının kırdırılmasını da alkışlarla selamlıyorlar . Yine Solakzade Mehmet Handemi Efendi, Yavuz’un Gürcüleri kırmasından sonra Anadolu’ya gelir gelmez yaptıklarını şöyle övüyor: „Bundan başka kan damlayan kılıcının başı, Kızılbaş kalabalığını nice defa perişan eyledi “ 13

Dipnotlar :
1) Altındağ, Şinasi; Selim 1.İslam Ansiklopedisi 10.cilt s.424
2) Uzunçarşılı, H.İ. Osmanlı Tarihi, s. 256
3) age.
4) A. Refik 16. Asırda Rafızilik ve Bektaşilik, s.9.
5) Sümer,Faruk;Oğuzlar-Türkmenler, s.171.
6) Bulut, Şükrü; Dost Dost Dergisi, Sayı: 1, s.40.
7) Fırat, Şerif M. Doğu İlleri ve Varto Tarihi, 3.baskı s.41
8) Yetkin, Çetin; Türk Halk Hareketleri ve Devrimleri s.160
9) Yörükoğlu, R. Okunacak En Büyük Kitap İnsandır, s.64.
10 Uluçay, Çağatay; Yavuz Sultan Selim, s.23, Özyürek Yayınevi, 1952.
11) Özkırımlı, Atilla; Alevilik-Bektaşilik, s.166.
12) H.S.Efendi, Tacüt Tevarih C.IV. s.176
13) Mehmet Hemdami Çelebi, Solakzade tarihi, c.1 s.438, Kültür
Bak. Yay. 1989

ALEVİLERİN KATLEDİLMESİ İLE İLGİLİ VERİLEN İKİ FETVA

1) YAVUZ SELİM’İN ŞEYHÜLİSLAMI MÜFTÜ EL HAMZA’NIN

KIZILBAŞLARLA İLGİLİ FETVASI (1512)
Müslümanlar! Bilin ve öğrenin ki şu Kızılbaş toplumunun başkanları Erdebil-oğlu Şâh İsmail’dir. Peygamberimiz aleyhisselâmm şerîatini ve sünnetini ve İslâm dinini ve din bilgisini ve Kur’ânı küçümsedikleri ve de Allah Tâlâ’nın haram kıldığı günahlara helâldir dedikleri ve Kur’ân’ı ve Mushafları ve şerîat kitaplarını hor görüp ateşte yaktıkları ve de bilginlere ve dindarlara ihanet edip öldürüp mescitlerini yaktıkları ve de pis başkanlarını Tanrı sayıp secde ettikleri ve de Hazret-i Ebu Bekir’e ve Hazreti Ömer’e sövüp halifelik halifeliklerini inkar edip sövdükleri ve de peygamberimizin şeriatını ve İslâmı yok etmeye kast ettikleri, bu anılan ve de bunların Şeriata karşı söz ve davranışları bu fakire ve diğer İslâm âlimlerine göre tevatürle bilinip açıkça belli olduğundan biz dahi şeriat’ın hükmü ve kitaplarımızın nakli ile FETVA VERDİK ki adı geçen toplum Kızılbaşlar-Kâfir ve dinsizdirler ve de her kimse ki onlara uyup o sapık dinlerine razı ve yardımcı olurlarsa onlar da kâfir ve dinsizlerdir. BUNLARI DAHİ ÖLDÜRÜP, TOPLUMLARINI darmadağın etmek tüm Müslümanlara vacip ve farzdır. Müslümanlardan ölen said ve şehid olup cennete girer ve onlardan ölen aşağılık cehennemin dibindedir, bunların hâli kâfirlerin hâlinden daha fena ve çirkindir. Zira bunların kestikleri ve avladıkları ister doğan’la ister ok ile ve av köpeği ile olsun murdardır ve nikâhları gerekse kendilerinden ve gerekse başkasından alsınlar bâtıldır ve de bunlara kimseden miras Yoktur.bir bucak halkı bunlardan olsa da) Allah yardımcısı olsun Osmanlı Padişahına gerekir ki bunların (Kızılbaşların) ileri gelenlerini öldürüp mallarını ve kadınlarını dahi ve çocuklarını İslâm gazilerine taksim ede ve bunları ele geçirilince tövbeliklerine ve pişmanlıklarına inanmayıp öldürülmeli ve de bir kimse ki vilayette olup onlardan olduğu bilinirse ya da onlara giderken yakalanırsa öldürülmeli ve tüm bu toplum hem dinsizdir ve hem bozguncudur, iki yönden katledilmeleri vaciptir. Ey Allahım dine yardım edene sen de yardım et ve Müslümanları hor göreni sen de hor gör, (bu fetvayı veren) Sanı Görez adıyla meşhur el-Müftü Hamza“1

1) Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi, İ.Ü.Ed.Fak. Tarih Dergisi sayı 22 s.17. 1968

İslamiyet Türkler ve Alevilik, Gülağ Öz, s. 188, 1999 Ankara

2) PADİŞAH YAVUZ SULTAN SELİMİN VEZİRİ ŞEYHÜLİSLAM İBNİ KEMAL’İN ÇALDIRAN SAVAŞIYLA İLGİLİ FETVASI

FETVA 2

Bu yerde adı zikri dolaşan, bütün zamanlarında tanındığından dolayı varlığının açıklanmasına gerek duymayan, Rahman ve Rahim adıyla ; Şah İsmail’in ve din gününe (kıyamet) kadar lanetlenmiş guruplarının ve tebalarının yenik zelil askerlerinin küfrü hususunda Hamd Kerim, Kuvvetli büyük olan Allah içindir. Övgü doğru yola rehberlik eden Hz. Muhammet’i ve doğru dinde ona uyanlar (övgüler olsun) şianın (Şah İsmail ve tebasının) kendi imanlarından başka doğru yola götüren imam, imamlığını ilk dört halifenin halifeliğini inkar ettikleri, İmam Ebu Bekir’le, İmam Ömer‘, İmam Osman’a (yüce Allah hepsinden razı olsun) açıkça küfür ettikleri Sünni memleketlerinden bir çok yere hakim oldukları, oralarda boş mezheplerini ortaya koydukları, haberleri ard ardına geldi, Müslüman ülkelerde bu durumun etkileri çoğaldı. Şeriatı ve ona uyanları küçümsüyorlar, bu şeriatla içtihat edenlere kendi mezheplerinin tersine, müctehatlarının mezheplerinde zorluk olduğunu ileri sürerek (şeriate tabi olanlara) sövüyorlar. Tarikatlarının Liderine de Şah İsmail adını verdiler.

Onlar Şah İsmail tarikatinin metodunun son derece kolay olduğunu ileri sürüyorlar. Şah İsmail’in „helaldir“ dediğini helal, haramdır dediğini haram sayıyorlar. . Şah şarabı helal kılsa, şarap helal oluyor. Özetle, küfürlerinin çeşitleri, Dinden dönmeleri küfürlerinde şüphe etmiyoruz. Sürekli gelen haberlerle bize ulaşmıştır. Ülkeleri Dar’ul-Harb’tır. Erkeklerinin ve kadınlarının nikahı geçer­sizdir. Onların çocuklarının her biri zina çocuğudur. Onlardan birinin kestiği hayvan (ölü) mundar olur, her kim bir kadınları ve çocukları helal olur. Adamlarına ge­lince, onlar Müslüman olmadıkça öldürülmeleri zorunludur. Müslüman olduk­larında, zındıklıklarının tersine, diğer Müslümanlar gibi hür olurlar. İnsanlar­dan birisi (Darüs-Selâmı)-(şeriatın hüküm sürdüğü) terk etse bile, onların dini­ni seçse, onun da kesinlikle katli vaciptir.*

Kaynak :

Mecımüa-i Resal, Süleymaniye ktp. Pertev Paşa kısmı No:621,yk

Gülağ Öz, İslamiyet Türkler ve Alevilik, s.193

  1. Hinterlasse einen Kommentar

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: