Takıntı Hastalığı, Temizlik Hastalığı

(Obsesif Kompulsif Bozukluk)
Bay C mikrop bulaştığı ve kirlendiği için sürekli ellerini yıkamaktadır. Duşta kaldığı süre uzamıştır. Bazen 45 dakika hatta bir saat duştan çıkamamaktadır. Uzun uzun başına su dökmektedir. Her su döktüğünde vücudunun herhangi bir yerine su değmediği düşüncesiyle su dökme davranışını tekrar tekrar yinelemektedir. Eğer her tarafına su değmez ise annesine kötü bir şey olacağına dair bir inancı vardır. Her seferinde de “bu sefer her tarafıma su değecek” diye düşünüp bir an önce banyodan çıkabilmeyi ummaktadır. En sonunda bir şekilde kendisini ikna edip banyodan çıkmayı başarır. Banyoda kaldığı süreyi hesapladığında 45–50 dakika olduğunu görür. Yine işe geç kalmıştır.
Bayan E AIDS virüsünün bulaşacağından korktuğu için kimseyle tokalaşamamakta, dışarıda ellerini bir yere dokunduğunda hemen ellerini yıkamak için uygun bir yer aramaktadır. Bir süre sonra mecbur kalmadıkça evden çıkamaz olmuştur. Nasıl olduğunu tam olarak anlayamadığı bir şekilde kendisine şırınga ile AIDS virüsünün enjekte edildiğini düşünmeye başlamıştır. Bütün cesaretini toplayıp test yaptırmış ve AIDS olmadığı anlaşılmıştır. Bayan E bu duruma sevinmiş; ama virüsten korunma çabalarına devam etmiş ve yine AIDS virüsünün bulaştığını düşünmeye başlamıştır. Kaygısını (anksiyetesini) azaltmak için bulaşmadığına yönelik düşünceler üretmekte ama bu rahatlama kısa sürüp yine virüsün bulaştığına inanmaktadır.
Bay D aklından annesi ile arasında sanki cinsel bir ilişki olacakmış gibi düşünceler geçirmekte ve bu düşüncelerden sürekli “tövbe” diyerek kurtulmaya çalışmaktadır. Abdest alırken istemeden Tanrı’ya küfür ettiği için tekrar abdest almakta ve bu yineleyici davranış yaklaşık yarım saat sürmektedir.
Bu vakalar, insanların günlük yaşamlarındaki işlevselliğini, sosyal ilişkilerini, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen ve kaygıyla ilgili bir hastalık olan obsesif kompulsif bozukluğun sadece üç örneğidir.
Obsesif kompulsif bozukluğu (OKB) olan kişide sürekli zihnini meşgul eden, mantık dışı korkular ve takıntılı düşünceler (obsesyon) vardır. Kişi bu düşünceleri kafasından atmak ve rahatlamak için belli bir davranışı (kompulsiyon) sürekli tekrarlamak ihtiyacı duyar.
Hastalar kafalarındaki takıntıları önlemek, korku ve sıkıntıyı yatıştırmak için kendilerini bazı şeyleri doğru sayıda yapmak zorunda hissederler. (salon lambasını dört kez açıp kapamak, altı kere tahtaya vurmak, yedi kere dua etmek, dört kere el yıkamak gibi).
Kişi bazı törensel davranışları (ritüelleri) belli bir sayıda yaptığında “şimdi her şey yolunda” diye düşünebilir. Obsesyonlar tekrar ortaya çıkana kadar bu davranışları bırakabilir. Takıntılı düşünceler ortaya çıktığında yine kaygıya kapılır ve törensel davranışlar başlar.
Kişi bu düşüncelerin mantıksız olduğunu düşünür ve törensel davranışları yapmama kararı alabilir. Ancak buna bir türlü engel olamaz.
OKB nedeniyle oluşan aile içi iletişim sorunları, duygusal katılımın sağlanamaması, cinsel yaşamda zorluklar, boş zamanların değerlendirilememesi, suçluluk duyguları gibi ek sorunlar hem hastanın hem de aile fertlerinin psikolojik ve sosyal işlevselliğini etkilemektedir (5).
Yukarıda bahsettiğim Bay C ellerini yıkamak için banyoda uzun süre kalmakta ve bunun normal olmadığını düşünerek arkadaşlarına belli etmemeye çalışmaktadır. Sosyal ortamlarda kaygı düzeyi artmış ve arkadaşlarıyla görüşme sıklığı azalmıştır.
Bayan E hem evden çıkmakta yaşadığı güçlük hem de derslerine konsantre olmakta zorlanması nedeniyle okula devam edememektedir. Ailesi Bayan E’nin okula devam etmesini istemekte ve bu konuda ısrar etmektedir. Bu sebeple Bayan E ve ailesi çatışma yaşamaya başlamıştır.
Bay D’nin banyoda uzun süre kalması hem ailesini üzmekte hem de çok su tükettiği için öfkelendirmektedir. Bu sebeple Bay D ailesiyle tartışmaktadır.
Freud, obsesif kompulsif bozuklukta anal döneme (tuvalet terbiyesi dönemi) gerileme olduğunu söylemiştir.
Gerileme, zorlanma durumlarında ruhsal gelişimin vardığı noktadan daha önceki dönemlere geri dönülmesidir.
Anal sadistik evrede cinsel içgüdüler (libidinal dürtü), nesnesine karşı hem sevgi hem de nefreti birlikte taşır. Jones da anal erotizm ve nefretin birlikteliğinin obsesif kompulsif nöroza özgü olduğuna dikkat çekmiştir.
Freud, bu hastalıkta ayrıca süperegonun da gerilemeye uğradığından ve katı, acımasız bir yapıya büründüğünden söz eder. Ego kendini serbest hissetmez; belli şeyleri yapmak, düşünmek veya yapmamak zorundadır (1).
Freud kişiliği oluşturan üç temel yapıdan söz eder. Bunlar id, ego ve süperegodur. İd haz ilkesine göre çalışır. Süperego 3-4 yaşlarında ailenin ve çevrenin de etkisiyle öğrenilen toplumsal ve ahlak kurallarını temsil eder. Ego idden gelen istekleri süperegoya uygunluğuna göre doyuma ulaştırmaya çalışır. Bir çeşit köprü görevi görür.
OKB’de katı, yasaklayıcı bir süperego vardır. Ego, idden gelen yoğun saldırgan ve cinsel dürtüleri, zaten katı olan süperego karşısında doyuma ulaştırmakta zorlanır. Bu dürtüleri bastırmak, zihinden uzaklaştırmak için bazı yöntemler uygular. Bay D’nin sürekli “tövbe” demesi gibi…
OKB’nin genetik geçişli olduğunu düşündüren aile ve ikiz çalışmaları vardır.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü’nde yapılan bir çalışmada OKB tanısı konan çocuk ve ergenlerin annelerinde anlamlı düzeyde OKB (25 çocuktan 6 annede), babalarda ise tik (25 çocuktan 6 babada) bulunmuş. Kardeşlerle ilgili anlamlı bir psikopatoloji gözlenmemiş (2).
Aile çalışmaları OKB’li bir hastanın birinci dereceden yakın akrabalarının arasında obsesif kompulsif bozukluğun çok olduğunu göstermektedir. Ancak bu bulgu OKB’nin genetik geçişli olduğunu kesin olarak göstermez (3).
Çocuklar ana babalarının davranışlarını bilinçdışı aktarımla edinmiş olabilirler.
Bir tanıdığım annesinin sürekli temizlik yapmasından şikâyetçiydi.
Okumak için şehir dışına yerleştiğinde evi temiz ve düzenli tutmak için çok çaba harcamaya başlamıştı. Bu duruma şaşırıyor; ama temiz ve düzenli olmayan bir evde yaşayamadığını söylüyordu. Hatta ev arkadaşlarıyla yeteri kadar temizlik yapmadıkları gerekçesiyle tartışıyor ve sık sık ev arkadaşı değiştiriyordu.
Çoğunlukla çocuklar OKB özelliği gösteren anne ya da babaların semptomlarından (hastalık belirtisi)  farklı semptomlar göstermektedir. Örneğin; kontrol obsesyonları (ütüyü fişten çektim mi, kapıyı kilitledim mi…) olan anne ya da babanın çocuğunda temizlik obsesyonları olabilir.
OKB’de yoğun bir suçluluk duygusu vardır. Örneğin; aklından annesiyle arasında sanki cinsel bir ilişki olacakmış gibi düşünceler geçiren OKB’li hasta yoğun bir şekilde suçluluk duygusu da yaşamaktadır. Bu suçluluk duygusunun kaynağı şu an içinde bulunduğu zaman diliminde değil çocukluk yıllarında saklı olabilir. Yukarıdaki örnekten yola çıkarsak OKB’li hasta 3 yaşında iken babasını ortadan kaldırmak, annesiyle evlenmek ve annesiyle çok yakın olmak istemiş olabilir. Evlenme arzusunu dile getirdiğinde anne ve babası ona çok kızmış hatta onu cezalandırmış olabilirler.
OKB’de çok yakın olmak arzusuyla buna karşılık uzaklaşmak arzusunun kişinin içsel süreçlerinde çatıştığını düşünüyorum.
Aşırı kibar ve sakin tabiatlı olan OKB özelliği gösteren insanlara çok sık rastlarım. Bu özellik Freud’un da dediği gibi agresyonun (saldırganlık) tersine çevrilmiş halidir. Yani kişi bilinçdışında yoğun bir agresyon hissetmekte; ama bunu bilincine tam tersi bir şekilde taşıyıp çok sakin bir insan olarak ifade etmektedir. OKB’de tersine çevirme sık kullanılan bir savunma şeklidir. Kişi çoğu kez aşırı kibarlığının arkasında agresyon olduğunu fark etmez bile.
OKB’de en çok kullanılan tedavi şekli ilaçtır.
Son 20 yılda obsesif kompulsif bozukluğun ilaç tedavisinde büyük gelişmeler olmasına karşın, hastaların %40-60’ı ilaçlara yeterli yanıt vermemektedir (4).
Yapılan bir çalışmada 43 hastadan 27’si ilaç tedavisine olumlu yanıt vermiş (4).
OKB’nin yaşam kalitesi (psikolojik sağlık, fiziksel sağlık, sosyal ilişkiler…) üzerinde olumsuz etkisinin olduğunu belirtmiştim.
OKB’nin ilaçla tedavisi sonucu yaşam kalitesinde düzelme olup olmadığıyla ilgili araştırmalar yapılmıştır. İlaç tedavisi ile OKB semptomlarında düzelme gözlenen hastaların, yaşam kalitesinde düzelme olup olmadığı araştırılmıştır.
OKB’nin olumsuz bireysel ve sosyal etkileri karşısında psikososyal yaklaşımları eksik tedavi süreçlerinin hastalığın olumsuz etkilerini yeterince azaltmadığı düşünülmektedir (5).
  Özlem Boğoçlu
       Sosyal Hizmet Uzmanı
Kullanılan Kaynaklar:
(1) Obsesif kompulsif bozuklukta psikanalitik görüşler Yrd. Doç. Dr. Volkan Topçuoğlu (Klinik psikiyatri 2003;6:46–50)
(2) Obsesif kompulsif bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin birinci derece akrabalarında psikopatoloji
Yasemen TANER, Ender TANER, Emel ERDOĞAN BAKAR, Şahin BODUR (Anadolu Psikiyatri Dergisi 2007; 8:126-131)
(3) Psikiyatri temel kitabı Prof. Dr. Cengiz Güleç, Prof. Dr. Ertuğrul Özkök
(4) Obsesif kompulsif bozuklukta ilaç tedavisine yanıtın öngörücüleri Faruk UĞUZ, Rüstem AŞKIN, Ali Savaş ÇİLLİ (Anadolu Psikiyatri Dergisi 2006; 7:5-12)
(5) Obsesif kompulsif bozuklukta psikofarmakolojik tedavinin yaşam kalitesine etkisi
Dr. Lütfullah BEŞİROĞLU, Dr. Faruk UĞUZ, Dr. Ertan YILMAZ, Dr. Mehmet Yücel AĞARGÜN,
Dr. Rüstem AŞKIN, Dr. Adem AYDIN (Türk psikiyatri dergisi2008; 19(1):38–45)
  1. Hinterlasse einen Kommentar

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: