Suyla Gelen Kültür Suyla Yok Olmasın

Bilim adamlarının, sivil toplum örgütlerinin, siyasetçilerin ve alanındaki etkili kişilerin tüm karşı durmalarına rağmen, ülkedeki siyasi otoritenin yanlış ve dayatmacı politikaların sonucu olarak „Yusufeli’ni boğacağız“ kararlılığı üzerine, bir kez daha yeniden ve daha yüksek sesle “ Yusufeli“ demenin zamanıdır.

Bir kez daha asıl şimdi Yusufeli’ne sadakatin zamanıdır.

Sakıp sabancı müzesi tarafından taksiciler ve aileleri için düzenlenen ikinci taksiciler günü müze ziyaretinde en yoğun ilgiyi Rodin’in ömrünün sonuna kadar tamamlayamadığı „cehennem kapısı“ adlı eseri görmüş!.. Cehennem kapısındaki kaosu ve bu resimden fırlayan heykelleri inceleyen şoförlerden biri „uzağı gören adammış bu Rodin“ demiş. Taksicinin halk bilgesi yaklaşımıyla Rodin’e yakıştırdığı uzak görüşlülük neden bizim siyasetçilerimizde olamaz…
-Nedir siyasetin, siyasetçinin göremediği?
-Baraj yapımlarının çevreye, insana ve nihayetinde dünyaya verdiği zarar…
-Biyoçeşitlilik ve türlerin kaybı…
-Daha açık ifadesiyle toprağın, bitkinin, canlının kaybı…
-Bu kayıplar nasıl olur?

İnsan eliyle ekosistemin tahrip edilmesinin yol açtığı
„tür kayıpları“ doğrudan bütün canlıların yaşamını etkilemekte, türlerin birbirleriyle olan ilişkilerinden dolayı bir türün yok olması birbirine bağlı olan türleri de olumsuz yönde etkilemekte ve bu türlerin de yok olmasına neden olmaktadır. Böylece ekosistemin yani doğanın dengesi bozulmaktadır. Her canlı türünün yeryüzünde bir görevi olduğu düşünüldüğünde o canlı türünün yok olması ekosistemin işleyişini olumsuz olarak etkilemektedir.

Millet olabilme sürecinde ve millet tanımın da önemli unsurlardan biri olan “ kültür“ün, oluşum sürecini belirleyen unsurlar; Yaşanılan coğrafya, iklim ve diğer doğal özelliklerdir. Bu kavramların kapsamı ve çeşitliliği de kültürün zenginliğinde belirleyici rol oynamaktadır. Örneğin, pek çok halkoyunun barındırdığı figürler, türkü ve özdeyişler yaşanılan coğrafyanın yapısını ya da o bölgeye has biyoçeşitliliği oluşturan bir canlının davranışlarını yansıtmaktadır. Bu nedenle, toprak, su ve genetik varlıklar geçmişten geleceğe insanlığın ve ulusun ortak mirasıdır. Dolaysıyla, doğal kaynakların korunması, milli kültürü korumanın ve ulusal savunma stratejisinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Hepimizin bildiği gibi, bir ülkenin turizm potansiyelini belirleme açısından doğal yapı en önemli değerlerden biridir. Bu nedenle, turizm aktivitesinin sürekliliği için bu değerlerin korunması ve durumlarının iyileştirilmesi gerekmektedir.
Turizmin temel kaynaklarından biri olan çevrenin sürekli ve dengeli bir şekilde yönetilmesi, tahrip edilmemesi aksine kalitesinin arttırılması zorunludur.
Doğal varlıkların korunması, geliştirilmesi ve gelecek nesillere aktarılması konusunda Türkiye’nin de taraf olduğu
Rio Deklarasyonu‘ nda, dört ana ilke benimsenmiştir. Bunlar;

1- Şimdi ve gelecek kuşakların doğal kaynaklar üzerindeki hakları ve bunlara olan gereksinimleri eşittir.
2- Herhangi bir çevresel zararın nedenlerinin ve etkilerinin tam olarak bilinmemesi ve boyutlarının kestirilememesi, o konuda alınması gereken önlemleri geciktirici bir özür olamaz.
3- Kirleten, bozan, zarar veren öder.
4- Küresel çevrenin korunma sorumluluğu da küreseldir.
Rio Bildirgesi’nin birinci ilkesine göre: „İnsanoğlu sürdürülebilir kalkınma sorunlarının merkezinde yer alır. İnsanlar, yaşadıkları doğa ile uyum içerisinde sağlıklı ve üretken bir yaşamı hak eder“. İnsanoğlunun parçası olduğu ve varlığını sürdürdüğü ekosistemle, uyumlu ve dengeli bir biçimde yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve geliştirilmesi olarak tanımlanan sürdürebilir kalkınmanın temel öğesi „kaynak koruma“ anlayışıdır.
Bu nedenle, geleceğin bitkisel üretimi ve dolayısıyla insanlığın geleceğinin güvence altına alınması açısından genetik kaynakların ve biyoçeşitliliğin korunması zorunludur. Biyolojik çeşitliliği tehdit eden faktörler arasında baraj yapımlarıyla doğal ekolojinin tahrip edilmesi oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Bu gibi faaliyetlerle mevcut alanlarda bulunan türler yok olmakta ve doğal denge bozulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Gelişmiş ülkelere baktığımızda Dünya’nın en yeşil politikasıyla yönetilen Yeni Zelanda’da suyun özelleştirilmesinden yana Avrupa Birliği baskısına karşı halkın sert tepkisinin olduğu ve hükümetin de bunu hayli ciddiye aldığı bilinmektedir. Ayrıca, ABD’de asfalt yolların çokluğunun yağmur sularının, yeraltına geçmesini engelleyerek yeraltı kaynak sularının giderek azalmasına ve sellere sebep olduğu tartışılmakta ve bu bağlamda acil önlemler alınmaktadır. Bu olumsuzlukları gidermek amacıyla sadece 2002 yılında 50’nin üzerinde barajın sökülmesinin planlandığı bildirilmektedir.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde enerji kullanımı ve kazanımında uygulanan „yenilenebilir enerji kaynakları, enerji verimliliği ve enerji tasarrufu“ gibi enerji politikalarının yürürlüğe sokulması yukarıda bahsettiğimiz olumsuzlukların ortadan kalkmasına yardımcı olmuştur. Bu sayede, sınırlı enerji kaynaklarının adaletsiz paylaşımı ve bu enerji kaynaklarının ülkeler arası tehdit unsuru olmasının da önüne geçilebilecektir.
Teknolojisinin ve imalatının rahatlıkla Türkiye’de yerli kaynaklarla yapılabileceği rüzgâr, güneş, jeotermal enerji kaynaklarının kullanımıyla, ekolojik dengeyi hiçe sayarak tüketim alışkanlıklarından taviz vermeyen emperyalist ülkelere enerji sağlamak amacıyla Türkiye’nin bir geçiş yolu olarak kullanmasına göz yumulmamış olacaktır. Bu önlemlerin sonucu olarak;

— Doğal yasam ve biyoçesitliliğin ortadan kalkması,
— İklim değişikliği,
— Ekolojik dengenin bozulması,
— Tarihsel mirasın sulara gömülmesi gibi ciddi sorunlara neden olan,
— İnsanları göçe zorlayan,
— Yerel kültürleri tahrip eden, büyük baraj ve hidroelektrik santrallere gerek kalmayacaktır.

Çoruh Vadisi, biyolojik çeşitlilik ve genetik kaynaklar bakımından oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Ancak, Çoruh Nehri üzerinde yapılması planlanan çok sayıda baraj, hidroelektrik santral ve göletlerde su tutulması ve yapılacak hafriyat çalışmaları nedeni ile sahip olduğumuz bu zenginliğin çok büyük oranlarda zarar göreceği bir gerçektir.
Bunun yanı sıra, özellikle Yusufeli barajının yapımına başlanmasıyla birlikte, vadiye biran önce girmek için baskı grupları oluşturan küresel işgalcilerin ellerine büyük bir yağmalama fırsatı verilecektir. Bu yolla, çok uluslu şirketlere Çoruh Havzasında 99 yıllığına arama-işletme ruhsatları verilerek, başta uranyum ve altın olmak üzere, toryum, gümüş, bakır gibi birbirinden değerli maden yataklarının (üstelik yapılan anlaşmalarla göre ülkemize tek kuruş bile gelir bırakmadan) yabancılar tarafından yağmalanmasına göz yumulacaktır. Bu nedenle, „gitmezsek, görmezsek, dinlemezsek, ilgisiz kalırsak nasıl koruruz topraklarımızı?“ diyen herkesi doğal kaynakların korunması konusunda duyarlı davranmaya çağırıyoruz.
Ahmed Arif’in dizelerinden;
„Beşikler vermişim Nuh’a,
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,
Anadolu’yum ben,
Tanıyor musun?“
diye seslenen Anadolu’nun sesini yüreğinde duyan herkesi Yusufeli için birlik olmaya, Anadolu’ya sadakate çağırıyoruz.

Sanalı gerçeğe yeğlediğimiz, hayalle gerçeğin karıştığı bir dünyada sanal köylerin insanlarını, hayvanlarını, bitkilerini sadece filmlerde veya bilgisayar oyunlarında izlemek istemeyenleri Yusufeli’ni, kurtarmaya çağırıyoruz.

Binlerce yıllık medeniyetlere ev sahipliği yapmış Çoruh Havzasının zengin geçmişinden günümüze ulaştırabildiklerini korumak, duyurmak, gelecek nesillere aktarabilmek, su ile gelen medeniyetin su ile yok olmaması için, herkesi Yusufeli’ne sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Teknolojisi, sanatı ve doğası ile uyum içinde yaşamayı bilmiş binlerce yıllık insanlık tarihine karşı 21. yüzyıl bilgi çağı insanın 40–50 yıl verim biçilen bir barajla Yusufeli ve çevresini bir anda yutmayı planlayanlara karşı direnmeye çağırıyoruz.

Çünkü katışıksız sevgide „sen“, „ben“ yerine „biz olmak, tek olmak“ vardır. Bu yüzden herkesin el birliğine ve aktif katılımına ihtiyacımız var. Gönülden bağlılığın içinde, olmazsa olmaz olan „saf“ sevgidir.
Sadece yüreğinde bu sevgiyi taşıyanlarla bu „yok oluş“ durdurulabilir.
Unutmayalım ki; Yusufeli, Çoruh vadisinin en önemli merkezidir ve Yusufeli’nin yok olması vadinin yok olması demektir.

Saygılarımla
Kaynaklar

1- Ali UZUN. Biyoçeşitlilik ve Türkiye Biyoçeşitliliğine Genel Bir Bakış.
2- Ceylan ORHUN, 2002. Su İçin Sulu Politikalar, Radikal Gazetesi.
3- Dilek EKŞİ. Hasankeyf’e Sadakat Treni, Atlas Dergisi.
4- Filiz DEMİRAYAK, 2002. Biyolojik Çeşitlilik- Doğa Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma. TÜBITAK VİZYON 2023 Projesi Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Paneli.
5-II. Tarım Şurası, 2004. Doğal Kaynakların Korunması ve Geliştirilmesi, Ankara.
6- Şeyhmus DİKEN, 2006. Günün doğusu/ Bir kez daha Hasankeyf, Birgün Gazetesi.
7- Türkiye Çevre Atlası, 2004. Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı, ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü Çevre Envanteri Daire Başkanlığı, Ankara.
8- Türkiye Kamu Tarım Araştırma Programı, 2005. TUBİTAK.
9- Ümit AVCI, 2005. Tehditler ve Biyolojik Çeşitlilik, Ekoloji Magazin Dergisi, 7.Sayı.

  1. Hinterlasse einen Kommentar

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: