Munzur Vadisi : Dava dilekçesi

Dava dilekçesi:
DAVACI          : Tunceli Dernekleri Federasyonu Munzur Vadisi Koruma Kurulu
VEKİLİ          : Av. Meral Hanbayat     
                  Kamerhatun mah. Alhatun sok. No:6/2 Beyoğlu/İstanbul     
                  meralhanbayat@gmail.com  (212) 253 91 59
DAVALILAR       :       1- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı-KIZILAY-ANKARA, Türkiye
                                   2- T.C. Başbakanlığı-ANKARA, Türkiye 
                                   3- DSİ Genel Müdürlüğü–ANKARA, Türkiye
                              4- Çevre Orman Bakanlığı-ANKARA, Türkiye                                     
                     
KONU            : Munzur Vadisi Milli Parkı sınırları içerisinde yapımı planlanan Konaktepe 1, Konaktepe 11 Barajlarının ve Hidroelektrik Santrallerinin yapılmasını engellemek amacıyla yürüttüğümüz hukuki sürecin aleyhimize sonuçlanması nedeniyle tarafınızca bu projelerin çevresel-ekonomik-sosyal olası zararlarının tespit edilerek kamuoyuna sunulması istemidir.
AÇIKLAMALAR     :
1- Başvuruya konu olan Konaktepe Barajı ve Hidroelektirk Santralleri (HES’ler)’nin, Türkiye’nin Tunceli İlinin Ovacık İlçesinden başlayıp, Tunceli Merkez’ine kadar uzanan Munzur Vadisi Milli Parkı’nın mutlak olarak korunması gereken alanında yapılması planlanmaktadır.
2- Munzur Vadisi Milli Parkı, 1971 yılında mili park ilan edilen ve 42.000 ha alanı ile Türkiye’nin ilk ve en büyük milli parklarından biridir. Son birkaç yıla kadar Doğu Anadolu Bölgesi’nin de tek doğal milli parkıydı.
MUNZUR VADİSİNİN ÇEVRESEL ÖNEMİ
3- Munzur Vadisi Milli Parkı; orman, akarsu, step, kaya ve mera gibi pek çok farklı eko sistemleri içermesi ve flora-fauna ekolojik besin zinciri oluşturması bakımından son derece önemlidir.
Milyonlarca yılda oluşmuş olan ilginç jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri; derin kanyon vadileri, pek çok akarsu ve dere sistemleri, karstik yapısı, yeraltı su sistemleri, mağaraları, kaynakları (Munzur Gözeleri ), şelaleleri, buzul gölleri ve buzul vadileri, diğer buzul şekilleri nedeni ile koruma altına alınmıştır.
4- Alan milli park olmasının yanında, Yaban Hayatı Koruma Sahası ve Bitkisel Çeşitlilik Merkezidir. Ayrıca ülke kriterlerine göre; önemli doğa ve bitki alanı özelliği taşımaktadır. Munzur Vadisi Milli Parkı’nda flora olarak; 79 familyaya ait 284 cins ve 477 tür ve tür altı takson tespit edilmiştir. Bitkilerden 55 endemik tür varlığı bilinmektedir.(Ek 1: Çevre ve orman Bakanlığı -2006 yılı raporu )
Munzur Vadisi, 228 endemik bitki taksonu, 141 (120 endemik) taksonun ise tehlike altında olduğu toplam 1.500 kadar çeşitli bitki örtüsüne sahiptir. (Ek 2:Prof.N.Özhatay )
Küresel ölçekte tehlike altında olan tür sayısı 12, Avrupa ölçeğinde tehlike altındaki tür sayısı ise 109’dur. (Ek 3: Prof.Dr.Neriman ÖZHATAY-Türkiye nin önemli bitki alanları)
Munzur dağlarında üreyen çok sayıdaki kuş türü; bölgesel önemli doğa alanı kriterlerini sağlamaktadır. Önemli doğa alanın engebeli yapısı; dağ keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, vaşak gibi ender  memeli türlerin alanda barınmasına imkan sağlamıştır.
Munzur dağları ve Munzur Vadisi Milli Parkı; bir bütün olarak Önemli Kuş Alanı kapsamına alınabilecek derecede pek çok kuş türünü barındırmaktadır. Bölge 11 kelebek türü açısından da uluslararası öneme sahiptir.
5- Munzur Vadisi Milli Parkı 3 Koruma Bölgesi’nden (Zon) Oluşmaktadır.     
                a)Mutlak Koruma Zonu (Zon 1):
Milli parkı 2-3 km genişliğinde ve yaklaşık 40 km uzunluğunda dar bir şerit halinde takip eder. Yaklaşık 7.860 Ha alanı vardır.
Bu zonun ayrılmasında; bu alandaki alabalık popülasyonu yönünden su düzeyinin sağlanması ve vadi boyunca devam eden Meşe Ormanlarının peyzaj güzelliğinin korunması esas alınmıştır. Bu zon doğal bitki örtüsü bakımından; yörenin en canlı ve yoğun flora ve fauna türlerini barındırır.
                                      b)Koruma Alanı (Zon2 ):
1. Derece zonu takiben; kuzeye doğru Mercan Deresi ve vadisi ile dağ göllerini içerir. Mercan Barajı ve Hes ile büyük oranda tahrip edilmiştir. 34.940 Hektar alan genişliği ile Milli Parkın en geniş alanıdır. Bu zonda, dağ, yayla, vadi ve ormanların oluşturduğu muhteşem ve görsel peyzaj örnekleri mevcuttur.
                  c)Gelişme Zonu (Zon 3):
Bu zonu, Munzur Suyu’nun yukarı kesimindeki alüvyal düzlükler, küçük Munzur Dağları’nın kuzey yamaçları, Ovacık düzlüğü, Munzur Dağları’nın güney etekleri, Mercan Vadisi’nin yukarı bölümü ve Munzur Dağları’nın 2500-3000 m yükseklikteki yaylaları oluşturur.
MUNZUR VADİSİNİN İNANÇ VE SİYASİ  AÇIDAN ÖNEMİ
6- Sözlü anlatımlarla bugüne gelen, mitolojik destanlar, efsaneler, Tunceli halkının yaşamının en belirgin öğeleridir. Munzur Suyu ise, mitolojik destanlarla bezenmiş bir şekilde Tunceli halkının inancının merkezinde yer almaktadır.
Bu inancın içerisinde, kültür tarihini, halkın ilişkilerini, doğa olaylarını algılayışını, toprağın bereketi, ürünün bolluğu, felaketten korunmak için düzenlenen törenleri görebiliriz. Tunceli halkı, inanç tapınırlarıyla yaşam tarzına, üretim ilişkilerine, bütün duygularına bu mitoloji ile yön vermiştir.
Munzur mitolojisinde ana unsur insana duyulan saygı ve sevgidir. Munzur mitolojisinin kahramanları yaptıkları ile halkın yanında yer almış, onların koruyucusu olmuş, onları kötülüklerden korumuştur. Bu inancın içerisinde görsel ve imgesel olarak onları koruyan, tanrısal güce sahip ziyaretler, melekler ve evliyalar vardır. Sır ve keramet sahibidirler. Olaylara yön verme güçleri vardır. Doğal afetleri önler, onları kötülüklerden korur.
Söz konusu ziyaretler, toplumu bir bütün olarak kapsayan kolektif niteliktedir. Birçok tarihçi, antropolog ve araştırmacı bu inanç sistemini „Melekler Kültü“ olarak nitelemiştir. (Mehrdad R. İZADY)
7- Tunceli ili, Ovacık İlçesi sınırları içerisinde Munzur Suyu’nun doğduğu gözeler ve çevresi bugün „Munzur Baba“ olarak bilinen bir kült merkezidir. Bu gözelerin eteklerinden doğduğu, oldukça heybetli Munzur  Dağları ve Munzur Suyu’nun geçtiği Munzur Vadisi bu kültün önemli parçalarını oluşturur. Kutsaldırlar ve bağırlarında yaşayan diğer canlılar da (kuşlar, geyikler, yaban keçileri, balıklar, ağaçlar v.s.) bu kutsallığın birer parçasıdırlar. Tabularla çevrilidirler.
Her yıl binlerce insanın ziyaret ettiği Munzur Gözeleri, bir kült merkezi olarak önemini hala korumaktadır. Munzur mucizevi yanlarıyla tanrısal özellikler taşımaktadır.
Doğa tapınmacı bir inanç olan Tunceli Aleviliği, sosyo-psikolojik olarak inanç merkezleri ile varlığını sürdürmektedir. Hindular için Ganj Nehri neyi ifade ediyorsa, Tunceli Halkı içinde Munzur onu ifade ediyordur.
8- Tunceli, Alevi ve Kürt-Zaza nüfus yapısıyla Türkiye geneline hakim etnik ve dinsel kimlik çoğunluğundan ayrı bir etnik-dinsel yapı oluşturmakta ve bu nedenle tarih boyunca merkezi otoritenin bazı zaman katliamlara varan baskısına hedef olmaktadır. Örneğin, 1938 tarihinde  “Dersim İsyanı” olarak adlandırılan başkaldırı sırasında, ağırlıklı olarak Tunceli ilinin Ovacık ve Hozat ilçelerine bağlı köylerin büyük bir kısmı boşaltılmış ve batı illerine zorunlu göçe tabi tutulmuş, isyan bastırma gerekçesi ile yapılan operasyonlarda, on binlerle ifade edilen köylü yaşamını yitirmiştir.
9- Zorunlu göçe tabi tutulan köylüler, 1950 sonrasında tekrar köylerine ve topraklarına dönmüş,1994 yılına kadar nispeten istikrarlı bir dönem yaşandıktan sonra, 1994 yılı Ekim ayında “Terörle Mücadele” adı altında,  yine Ovacık ve Hozat köyleri ağırlıklı olmak üzere yüzün üzerinde köy ve mezra boşaltılmış, evlerin büyük bir kısmı yakılmış, diğerleri ise kullanılamaz hale getirilmiş, köylerinden kovulan on binlerce nüfus büyük kentlerde kendi kaderlerine terk edilmişlerdir.(Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Başvuru no 8803-8811/02, 8813/02, 8815-8819/02 Doğan ve diğerleri/Türkiye 13.07.2006 tarihli karar) Parantez içerisinde belirtilmiş bu karar sonrasında köyler tekrar yerleşime açılmışsa da, özellikle dağ köylerinin yakılması ve bombalanmaya devam edilmesi nedeniyle, merkezi yerler dışında boşaltılan köylere dönüş bugün bile başlatılabilmiş değildir.
10- Devletin, yukarıda kısaca ifade ettiğimiz 1938 ve 1994 yıllarında, Tunceli insanına yönelik toplu öldürme ve göç ettirme politikaları, bölge halkında muhalif bir kimlik oluşumuna yol açmış, muhalif kimlik yapısı merkezi otoritenin bölgeyi insansızlaştırma politikaları ile karşılanmıştır. Bugün batı illerinde meydana geldiğinde büyük bir olay olan orman yangınları, Tunceli ilinde genellikle askeri karakolların çevrelerinde özellikle çıkarılmakta, yanan meşe ormanlarına müdahale edilmediği gibi, bu yangınlar kamuoyundan gizlenmektedir. Bu yapısıyla Tunceli ili, devletin insansızlaştırma politikalarının da etkisiyle “zorunlu iç göç“e en fazla nüfus vermiş illerden birisidir. Son 15 yılda nüfusunun yarısına yakını büyük kentler başta olmak üzere Türkiye’nin hemen her tarafına dağılmıştır. 1990 ‚da 160 binlerde olan Tunceli’nin nüfusu bugün 80 bin civarındadır.
munzur  projesinin süreci
11- Munzur Projesi ile ilgili etütlere 1960’larda başlanılmış ve projeye 1967 Fırat Havzası İnkişaf Raporu’nda yer verilmiş ve Peri-Munzur Projesi olarak isimlendirilmiştir.
Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nün, 1994 bütçesinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmesi sırasında, komisyon üyelerince verilen önerge ile Munzur projesinde yer alan Konaktepe Projesi’nin, yatırım programına alınması öngörülmüştür. (Ek 4.:TC Enerji  ve Ttabii kaynaklar  bakanlığı’nın danıştay başkanlığına sunduğu 4.12.2001 tarihli cevabi yazısı)
Buna göre, Munzur-Konaktepe projesi, DPT Müsteşarlığı’nın 27.4.1994 tarih ve 1676 sayılı yazısı üzerine, DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yatırım programına alınmış ve “Bakanlığımızın 21.2.1994 tarihli oluru ile Konaktepe barajı ve HES projesi 1994  yatırım programı ve uygulama planına dahil edilmiştir…” denmiştir.
Tunceli-Munzur Projesi kapsamında, Fırat Nehri’nin bir kolu olan Munzur Suyu’nun hidroelektrik potansiyelinden yararlanmak amacıyla gerçekleştirilmiş, tümü enerji amaçlı 6 adet baraj ve 8 adet HES bulunmakta olup; bu projelerden Mercan HES ile Uzunçayır Barajı ve HES’in inşaatları tamamlanmış; Akyayık Barajı ve HES, Kaletepe Barajı ve HES, Bozkaya Barajı ve HES ile Pülümür Barajı ve HES’in master planları çıkarılmıştır. (Ek 5: Munzur Projesi Master Planı)
Konaktepe Barajı ve 1-2 HES’in ise Türkiye–ABD ikili protokolü gereği oluşturulmuş konsorsiyumca kesin proje çalışmalarına devam edilmektedir.
Munzur Nehri üzerinde inşa edilecek olan ve Danıştay’da dava konusu edilen Konaktepe Barajı ve Konaktepe 1-2 HES (90 MW,290 GWh/yıl ve 48 MW, 289 GWh)’lerinin 10.09.1998 tarih ve 98/ 11634 sayılı Bakanlar Kurulu kararı gereğince; kesin projesinin hazırlanması ile inşaatı ve elektromekanik teçhizatının temin ve tesisi işinin Türk-ABD firmalarından oluşan bir konsorsiyum tarafından tüm finansman ihtiyacı karşılanmak suretiyle gerçekleştirilmesi öngörülmüştür.
Konaktepe Barajı ve Konaktepe 1-2 Hidroelektrik Santralleri projesi, DSİ 1999 mali yılı yatırım programı ve uygulama alanında ve DPT programında yer almaktadır.
DSİ İle Konsorsiyum arasında yapılan müzakereler sonucunda, Konaktepe Barajı ve Konaktepe 1-2 HES kesin projesinin hazırlanması işinin taraflarca mutabık kalınan 9.999.500- ABD Doları götürü bedelle, STONE &WEBSTER /ABD firması liderliğinde TÜRK VE ABD firmalarından oluşan konsorsiyuma yaptırılması Bakanlık Makamının 15.11.1999 tarih ve 5376 sayılı oluru ile onaylanmıştır. Sözleşme taslağı 16.11.1999 tarihinde ilgili bakanlar düzeyinde parafe edilmiştir.
26.02.1998 tarihinde ABD-TÜRKİYE arasında Washington’da imzalanan Hükümetler Arası Bildiri’de belirlenen Konaktepe-1-2 HES ve Barajı kesin projesinin hazırlanması ile inşası ve elektromekanik teçhizatının temin ve tesisi işinin ABD VE TÜRK firmalarından oluşan konsorsiyum ile müzakerelerde bulunularak söz konusu konsorsiyuma verilmesinde, iç ve dış finansman ihtiyacını karşılamak üzere sağlanacak kredilerin hazine müsteşarlığınca uygun bulunması kaydı ile 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerinin uygulanmaması ve bu konuda Enerji Ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının yetkili kılınmasına; mezkur kanunun 89.maddesine Bakanlar Kurulunca 10.09.1998 tarihinde karar verilmiştir.
Tümü enerji amaçlı olan Barajlar ve HES’ler tamamlandığında; Toplam; 384,5 Mw güçle yılda, 1571 Gwh  enerji üretilecek, ekonomiye yıllık 80 milyon dolar katkı sağlayacaktır. Bu değer, Türkiye toplam enerji üretiminin % 1.2 oranındadır.
Hukuksal Süreç
12- Davacılar, 29.01.2001 tarihinde Başbakanlık Makamı’na yazılı başvuru yaparak, Munzur Projesi içinde yer alan Mercan, Akyayık, Konaktepe 1-2, Bozkaya, Pülümür ve HES inşaatlarının durdurulması ile iptal edilmesi isteminde bulunmuşlardır. Başvurucular, Uzunçayır ve HES Tesisleri dışındaki Munzur Projesi kapsamında yer alan baraj ve HES’lerin yapımında; doğal, sosyal, ekonomik ve hukuki bakımlardan kamu yararının olmadığını iddia etmişlerdir. (Ek 6: 29.01.2001 tarihli davacıların Başbakanlık Makamı’na sunmuş oldukları dilekçe.)
13- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 21.05.2001 tarihli yazısı ile; “…Tunceli-Munzur projesinin, Munzur suyunun hidroelektrik potansiyelinden yararlanmak maksadıyla geliştirilmiş tümü enerji amaçlı 8 (sekiz) adet baraj ve HES’ten oluştuğu, Tunceli-Munzur Projesi kapsamındaki Mercan HES inşaatının tamamlanma aşamasında olduğu, inşaatı sürdürülmekte olan Uzunçayır Barajı ve HES’in elektromekanik donanımının ihalesinin bu yıl içerisinde yapılacağı, proje kapsamındaki Akyayık Barajı ve HES, Kaletepe Barajı ve HES, Bozkaya Barajı ve HES, Pülümür Barajı ve HES’lerin master plan, Konaktepe Barajı ve Konaktepe 1 ve 11 HES’lerinin planlama çalışmalarının tamamlandığı, bu alt projelerden Türkiye-ABD arasında imzalanan Hükümetlerarası Ortak Bildiri’de yer alan Konaktepe Barajı ve Konaktepe 1 ve 11 HES Projesi’nin kesin proje hazırlanması ile inşaatı ve elektromekanik teçhizatının temin ve tesisi işinin Türk ve ABD firmalarından oluşan bir Konsorsiyum’a yaptırılması Bakanlar Kurulu Kararı ile kararlaştırılarak bu konuda DSİ Genel Müdürlüğü’ne verilen yetki çerçevesinde Konsorsiyumla yapılan müzakerelerin sonuçlandırıldığı, taslak sözleşme ve fiyatın Bakanlığımız oluru ile onaylanarak kredi anlaşmalarının  sonuçlandırılması için Hazine Müsteşarlığı’na gönderildiği, Tunceli-Munzur Projesi kapsamında yer alan 8 adet baraj ve HES projesi tamamlandığında toplam 358,45 MW kurulu güçle yılda 1.456 GWh enerji üretilerek yurt ekonomisine kazandırılacağı..” şeklinde başvuruculara bilgi vermiştir. (Ek 7: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 21.05.2001 tarihli yazısı)
14- Davacılar, 02.04.2002 tarihinde Danıştay’a başvuru yaparak, davalı Başbakanlık’ın 05.02.2001 tarihli ve 5237 kayıt sayılı zımni red işlemi ile bu işleme konu olan ve Munzur Projesi içinde yer alan Konaktepe Barajı –Konaktepe 1-11 Hidroelektrik Santral Projeleri’nin, bu projelerin Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri şirketlerinden oluşan konsorsiyuma yaptırılmasına ilişkin 10.09.1998 tarih, 98/11634 Sayılı Bakanlar Kurulu kararının ve bu karara dayanılarak Konsorsiyumla imzalanan sözleşmenin iptaline ve dava konusu idari işlemin yürütülmesinin durdurulmasına duruşma yapılarak karar verilmesini istemişlerdir. Başvurucular, Konaktepe Barajı ve Konaktepe I-II Hidrolik Santralleri’nin planlanması ve yapımının;
–       Tunceli’nin doğasının yıkıma uğrayacağı, halkın göç etmek zorunda kalacağı,
–       Tunceli’de hedeflenen hidroelektrik potansiyelin, Türkiye’nin hidrolik enerji potansiyelinin yalnızca %1,2’si olacağı,
–       İlin yıllık su potansiyelinin %37,3’ünün baraj göllerinde tutularak, bu durumun Tunceli’nin atmosferik dengesinin bozulmasına, iklimin değişmesine, buna bağlı olarak da bitki örtüsünün bozulup yok olmasına ve yabanıl canlılarla iç su canlılarının tükenmesine yol açacağı, (Ek 8: İstanbul Teknik Üniversitesi Atmosfer ve Uzay Bilimleri Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mikdat Kadıoğlu tarafından hazırlanan rapor.)
–       Tunceli’deki çevre ekonomisinin gözetilip değerlendirilmediği; yöre halkının geçiminin ve temel ekonomik faaliyetlerinin dağ ve suyun sunduğu, doğal imkanlara dayalı olduğu; Munzur Projesi kapsamında yer alan projelerin uygulanması ile elde edileceği hesaplanan yıllık 80 Milyon Dolar’ın, Tunceli’nin doğal nitelikteki çevre ekonomisinin sunduğu mevcut değerden daha küçük olacağı; barajların ömrünün sınırlı olduğu ve ekonomik rantabilite hesaplarının karşılaştırmalı ekonomik ve sosyal değerlendirmeler sonucunda uzun dönemli düşünülerek yapılması gerektiği, ancak davalı idarenin dava konusu proje bakımından böyle bir değerlendirme yapmadığı,
–       Munzur Vadisi’nin milli park olması nedeni ile Anayasa’nın 63. maddesi ile doğa ve çevre mevzuatına, Türkiye’nin onaylamış bulunduğu 16 Kasım 1972 tarihinde yapılan Unesco’nun XVI. Genel Kurulu’nda kabul edilen Dünya Kültürel ve Doğal Mirası’nın Korunmasına Dair Sözleşme Hükümleri’ne ve Avrupa Birliği’nin çevre kriterlerine göre korunması gerektiği,
–       Yörede arkeolojik yüzey araştırmalarının yapılmadığı,
–       Dava konusu projeler hazırlanıp yapılırken 800 yıldan beri Tunceli’de yaşayan halkın inançlarının gözetilmediği,
      gerekçeleri ile söz konusu idari işlemde kamu yararının olmadığı ve bu işlemlerin, kamu düzenini bozduğunu iddia etmişlerdir.
15- Davacıların açtığı dava, Danıştay’ın 10. Dairesi’nin 2002/2180 E. Sayılı dosyası ile görülmeye başlanmıştır.
16- Davalı Başbakanlık, 03.09.2002 ve Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı 12.09.2002 tarihli cevap dilekçelerinde, davacıların idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgileri bulunmadığı gerekçesi ile sübjektif menfaat yokluğuna dayanılarak davanın usulen reddini, davanın esasen de;
–       Söz konusu proje kapsamında yer alan 6 adet baraj ile 8 adet HES projesi tamamlandığında, toplam 384,5 MW kurulu güçle yılda 1571 GWh enerji üretilerek, yurt ekonomisine 80 Milyon Dolar katkı sağlanacağı,
–       Elde edilecek enerjinin, ülkemizin toplam enerji üretiminin toplam %1,2’si olup, yaklaşık 750.000 nüfuslu bir kentin enerji ihtiyacına denk geldiği,
–       Bu proje hakkında kamu kararı olmadığı iddiasının anlamsız, önyargılı ve mantıktan uzak olduğu,
–       Ülkemizde barajların bulunduğu bölgenin hidrolojik ve meteorolojik verileri değerlendirildiğinde, çevrenin ekolojik koşullarının bu durumdan olumlu yönde etkilendiği, mera hayvancılığı için gerekli olan çayır ve mera veriminin arttığı ve aynı zamanda bitki örtüsünün daha da zenginleşerek arıcılık faaliyetinin geliştiği,
–       Konaktepe Baraj Gölü alanında tespit edilen hiçbir arkeolojik varlık olmadığı, baraj inşaatı sırasında böyle bir kalıntı ile karşılaşılması durumunda, yasalarda öngörülen tedbirlerin alınacağı,
–       Baraj yatırımlarının ulaşım imkanlarını artıracağından, turizm potansiyelinin gelişmesine katkı sağlayacağı,
–       Konaktepe Barajı ve HES, 06.06.2002 tarih ve 24777 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ÇED Yönetmeliği’nin Geçici 4.Maddesine göre, ÇED Raporu’ndan muaf tutulmuş bir faaliyet olduğu,
            gerekçeleri ile başvurucuların taleplerinin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.(Ek 9: Başbakanlık’ın 03.09.2002 ve Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın 12.09.2002 tarihli cevap dilekçeleri)
17- Danıştay 10. Dairesi, davacıların yürütmenin durdurulması istemini, 21.04.2003 günlü kararı ile reddetmiş, bunun üzerine başvurucular Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’na itirazda bulunmuşlar, bu itiraz da Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 2003/746 sayılı ve 10.07.2003 tarihli kararı ile, yürütmenin durdurulması kararı verilmesi için kanunun aradığı koşulların gerçekleşmemiş olması gerekçesi ile oy çokluğu ile reddedilmiştir.
18- Danıştay 10. Dairesi 2002/2180 E. , 2005/3958 K. Sayılı ve 05.07.2005 tarihli kararıyla,
      “       İdarenin, kamu hizmetlerinin gereklerini saptama, tesis kurma konusunda takdir yetkisi bulunmakla birlikte, bu takdir yetkisi mutlak olmayıp, kamu yararı ile sınırlıdır.      
      İdarenin, su kaynaklarını kullanarak hidroelektrik santral yapımı konusunda karar alınırken, idari mevzuat çerçevesinde kamu hizmeti gereklerini, teknik ve ekonomik koşulları değerlendirmesi, bunun için de maddi olguları duraksamaya yer vermeden belirlemesi, kamu yararını saptayarak takdir yetkisini kullanması gerekir. Elbette hidroelektrik santral yapım kararı alınırken,  santralin çevreye etkisinin gözetilmesi de kaçınılmazdır. Zira idarenin kamu hizmeti gereklerini saptama, tesis kurma konusundaki takdir yetkisi, çevre sağlığını koruyucu önlemleri alma zorunluluğu ile kısıtlıdır.      
      Nitekim, T.C Anayasası’nın 56.Maddesinde; herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının olduğu belirtilmiş, 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun 1.maddesinde de, bu yasanın amacının bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi, kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması, su, toprak ve hava kirlenmesinin önlenmesi, ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginliklerinin korunarak bugünkü ve gelecek kuşaklara sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemelerin ve alınacak önlemleri, ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleri ile uyumlu olarak belirli teknik ve hukuki esaslara göre düzenlemek olduğu açıklanmıştır. Anılan yasanın 10.maddesinde ise, açıklanan amaç doğrultusunda gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin bir “Çevresel Etki Değerlendirme Raporu”nun hangi tip projelerde istenebileceği ve ihtiva edeceği hususların ve hangi makamca onaylanacağına dair esasların yönetmelikle belirleneceği kuralına yer verilmiştir.     
      Çevresel Etki Değerlendirilmesi sürecinde uygulanacak idari ve teknik esasları düzenlemek amacıyla anılan yasanın 10. maddesine dayanılarak Çevre Bakanlığı tarafından Çevresel Etki Değerlendirilmesi Yönetmeliği hazırlanmıştır. Yönetmeliğin eki “Çevresel Etki Değerlendirmesi Uygulanacak Projeler Listesi”nin 15. bölümünde de, su depolama tesislerinin (göl hacmi 100 milyon m3 ve üzeri veya göle alanı 15 km2 üzeri barajlar) yapımı çevre etki değerlendirme raporu düzenlenme şartına bağlanmıştır. Düzenlenecek bu raporun; Yönetmeliğin ek 111 Proje Tanıtım Genel Formatına uygun olması; arazi kullanımı, türler ve ekosistemler, hava su ve toprak özellikleri ve toprak kalitesi, sosyo ekonomik özellikleri ve diğer özellikleri belirleyip saptaması zorunludur.      
      06.06.2002 tarih ve 24777 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği”nin geçici madde 4’de; “7 Şubat 1993 tarihinden önce uygulanma projeleri onaylanmış veya çevre mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat uyarınca yetkili mercilerden izin,  ruhsat veya onay ya da kamulaştırılma kararı alınmış veya yatırım programına alınmış veya mevzi imar planları onaylanmış projeler ve bu tarihten önce üretim ve-veya işletmeye başladığı belirlenen faaliyetlere bu yönetmelik hükümlerinin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.     
      Yönetmeliğin geçici 4 madde metninden de anlaşılacağı üzere; kurulacak tesisin istisna kapsamında sayılması için; 07.02.1993 tarihinden önce,
a)      uygulama projelerinin onaylanması veya
b)      çevre mevzuatı ve diğer ilgili mevzuat uyarınca yetkili mercilerden izin, ruhsat veya onay ya da kamulaştırma kararı alınması veya,
c)      yatırım programına alınmış bulunması veya
d)      mevzi imar planlarının onaylanmış olması ve
e)      bu tarihten önce üretim ve-veya işletmeye başlandığı belgelenen faaliyetler olması gerekmektedir.
            Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın yazıları üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan “Mimarlık ve Mühendislik Hizmetleri Şartnameleri”nde; proje düzenleme hizmetleri sırasıyla; ön proje, kesin proje, uygulama projesi, detaylar, proje orijinallerinin idareye teslimi olarak belirtilmiş, uygulama projesi; “belli bir yapıya ait onanmış kesin projeye göre;
·       bu safha için gerekli gelişmeleri,
·       detaylara uygun ölçüde mimari elemanları,
·       statik ve tesisatın inşaatını etkileyen ölçülerini,
·       detay referanslarını ve gereç açıklamalarını, kapsayan ve inşaatın her safhasında büro ve şantiyede kullanılabilecek nitelikte hazırlanmış olan projeler”
      olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla, uygulama projesinin kesin projeden sonraki bir safhaya ilişkin olduğundan kuşkuya yer bırakmamaktadır.     
      Dosyada bulunan bilgi ve belgelerden; anılan baraj ve hidroelektrik santralleri için 07.02.1993 tarihi itibari ile yapılmış bir uygulama projesi ve alınmış bir kamulaştırma kararı bulunmadığı, ayrıca 07.02.1993 tarihi itibari ile yetkili merciler tarafından diğer ilgili mevzuat uyarınca verilmiş izin, ruhsat veya onayın alınmadığı ve anılan tarih itibari ile yatırım programına alınmadığı gibi onaylı mevzi imar planın da bulunmadığı, bu tarihten önce de üretim ve/veya işletmeye başlanıldığının belgelenemediği ve idarelerce de ileri sürülen iddialar ve eklenen belgelerle bu durumun aksinin de ispatlanmadığı, başka bir ifadeyle de ÇED Yönetmeliğinin geçici 4. maddesinde belirtilen şartların olayda gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla projenin çevreye olabilecek olumlu veya olumsuz etkilerini belirleyecek, olumsuz yöndeki etkileri önleyecek ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemleri, seçilen yer ve teknoloji alternatiflerini tespit ederek değerlendirecek ÇED raporunun hazırlanması zorunlu olmasına rağmen idarece Munzur Projesi Konaktepe 1 ve 11 ve Hidroelektrik santralleri projesinin hazırlanmasında hukuka uyarlık görülmemektedir.      
      Bu durumda; ÇED raporu hazırlanmaksızın ve projenin bulunduğu yerin Milli Park sınırları içerisinde olması nedeni ile bu konudaki mevzuat da göz önünde bulundurularak kapsamlı bir çalışma yapılmaksızın Konaktepe 1 ve 11 Barajı ve hidroelektrik santralleri projesinin uygulamaya konulmasında ve dolayısıyla davacıların Konaktepe 1 ve 11 Barajı ve hidroelektrik santrallerinin inşaatlarının durdurularak yapımından vazgeçilmesi isteminin zımnen reddine ilişkin işlemde ve de dava konu işlemin dayanağı Bakanlar Kurulu kararında hukuka uyarlık görülmemektedir.     
              Açıklanan nedenlerle Konaktepe 1 ve 11 barajı ve hidroelektrik santralleri inşaatlarının durdurularak yapımından vazgeçilmesi isteminin zımnen reddine ilişkin işlem ile bu işleme dayanak oluşturan 10.09.1998 tarih ve 98/11634 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptaline..”     
            Şeklinde karar vermiştir. (Ek 10: Danıştay’ın 10. Dairesi 2002/2180 E. , 2005/3958 K. Sayılı ve 05.07.2005 tarihli kararı)
19- Davalılar Başbakanlık ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı; Danıştay 10. Dairesi’nin 05.07.2005 gün ve 2002/2180 E. Ve 2005/3958 K. Sayılı kararının, davacıların menfaatlerinin ihlali gerçekleşmediğinden bahisle, dava ehliyetlerinin olmadığı, davanın süresinde açılmadığı gerekçesi ile usul yönünden, dava konusu projenin kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek gerçekleştirildiği, yüksek rakımlarda baraj gölünün iklim parametreleri üzerinden mevcut flora ve faunayı değiştirici nitelikte etki yapmayacağı, ülkede işletmeye açılan barajların bulunduğu bölgelerin hidrolojik ve meteorolojik verileri incelendiğinde çevrenin ekolojik koşullarının bu durumdan olumlu yönde etkilendiği, mera hayvancılığı için gerekli olan çayır ve mera veriminin arttığı ve aynı zamanda bitki örtüsünün daha da zenginleşerek arıcılık faaliyetini zenginleştirdiğinin gözlemlendiği, dava konusu Konaktepe Barajı’nın temelden yüksekliği ve göl alanı düşünüldüğünde, rezervuar alanında kalacak önemli bir yerleşim yeri olmadığı, HES projesinin de Munzur Vadisi’nin korunmasını sağlayacağı, baraj gölü alanında arkeolojik varlık olmadığı ve bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı kuruldan karar alındığı, baraj yatırımının ulaşımı ve turizmi olumlu etkileyeceği, baraj göllerinde balıkçılıktan gelir elde edileceği, Konaktepe Barajı ve HES’lerin 06.06.2002 tarih ve 24777 sayılı R.G.’de yayınlanan ÇED Yönetmeliği’nin Geçici 4. Maddesi’ne göre, ÇED Raporu’ndan muaf tutulduğu gerekçeleri ile esas yönünden bozulması ve yürütmenin durdurulması talebi ile temyiz etmişlerdir.
Diğer davalı, DSİ Genel Müdürlüğü; 21.11.2005 günlü dilekçeleri ile diğer davalılar yanında davaya katılmayı ve Danıştay 10.Dairesi’nin 05.07.2005 gün ve 2002/2180 E. Ve 2005/3958 K. Sayılı kararının öncelikle davacıların menfaatlerinin ihlali gerçekleşmediğinden bahisle, dava ehliyetlerinin olmadığı, dava konusu baraj ve HES’lerin yapılmaması halinde planlanan baraj projelerinin büyük zarar uğrayacağı, dava konusu projenin kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek gerçekleştirildiği, yapılacak barajların çevrenin ekolojik koşullarını olumlu yönde etkileyeceği, hayvancılığı, ulaşımı ve buna bağlı olarak bölge turizmini artıracağı, projenin hiçbir yerleşim yerini sular altında bırakmayacağı, Munzur Projesi kapsamında bulunan alanlarda önem arz edecek miktarda hayvancılık, arıcılık, avcılık, balıkçılık, arıcılık ve bitki toplayıcılığı faaliyetlerinin, söz konusu alanın milli park kapsamında olması nedeni ile de geçmişte ve günümüzde yapılmadığının tespit edildiği, proje alanında önemli arkeolojik varlıkların ve halk için manevi değer taşıyan kutsal yerlerin bulunmadığı, Konaktepe Barajı ve HES’lerin 06.06.2002 tarih ve 24777 sayılı R.G.’de yayınlanan ÇED Yönetmeliği’nin Geçici 4.Maddesi’ne göre, ÇED Raporu’ndan muaf tutulduğu, bölge halkınca da bu projenin istendiği gerekçeleri ile kararın yürütmesinin durdurularak bozulmasını temyizen talep etmiştir. (Ek 11: Başbakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve DSİ Genel Müdürlüğü’nün temyiz dilekçeleri)
20- Davalıların temyiz istemi üzerine dosya Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından incelenerek, 2005/3329 E., 2006/52 K. Sayılı 223.02.2006 tarihli kararıyla Danıştay 10. Dairesinin kararının bozulmasına karar vermiştir. Kurul kararında;
      “…dava konusu Bakanlar Kurulu kararının dayanağı olan 2886 sayılı Devlet İhale Kanunun “Özelliği bulunan işler” başlıklı 89. maddesinde; “bu kanun hükümlerinin uygulanmasının mümkün olamayacağı haller ile, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Emniyet Genle Müdürlüğü’nün yeniden teşkilatlanması, silah, araç ve gereçlerinin modern teknik gelişmelere uygun şekilde yenileştirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Stratejik Hedef Planın gerçekleştirilmesi için temin edilecek mal ve hizmetlerin ihalesinde; ilgili Bakanlığın teklif edeceği ihaleler için bu kanun hükümlerinin dışında kalınmasına Bakanlar Kurulunca karar verilebilir. Bu ihalelerde uygulanacak usul ve esaslar idarelerince hazırlanarak ilgili Bakan’ın onayı ile belirlenir.” hükmü yer almaktadır.      
              Anılan bu madde hükmüne göre Bakanlar Kurulunca bir karar verilebilmesi için ihalesi öngörülen işin “özelliği itibari ile 2886 Sayılı kanun hükümlerinin uygulanmasının mümkün olamayacağı bir iş olduğunun ortaya koyulması gerekmektedir.     
      Danıştay 10. Dairesince esas hakkında karar verilirken, dava konusu Bakanlar Kurulu kararına konu iş ile ilgili olarak 2886 Sayılı kanunun 89. maddesi kapsamında özelliği bulunan bir iş olup olmadığı yönünden herhangi bir inceleme değerlendirilme yapılmamış ise de; Konaktepe I ve II Barajı ve Hidroelektrik Santrallerinin yapımı işi, finansmanının tamamının ihalenin verileceği uluslararası konsorsiyum aracılığı ile sağlanacak uygun koşullu kredilerle gerçekleştirilecek olması nedeni ile özelliği bulunan işlerden olduğu anlaşıldığından, bu işle ilgili ihalenin 2886 sayılı kanunun 89. maddesi uyarınca Devlet İhale Kanunu hükümleri dışına çıkılarak yapılmasında ve bu konuda alınan Bakanlar Kurulu Kararı’nda hukuka aykırılık bulunmamaktadır.     
              Diğer yandan uyuşmazlığın çözümü açısından, Konaktepe I ve II Barajı ile HES’e ait projeler için 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. Maddesine dayanılarak yürürlüğe konulan ÇED Yönetmeliği kapsamında bir ÇED Raporu hazırlanıp hazırlanmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Davanın açıldığı 05.06.2001 tarihi itibari ile yürürlükte bulunan ve 23.06.1997 günlü 23028 sayılı R.G’de yayınlanan ÇED Yönetmeliği’nin Geçici 1.Maddesi’nde “7 Şubat 1993 tarihinden önce uygulama projeleri onaylanmış veya çevre mevzuatı ve diğer ilgili mevzuat uyarınca yetkili mercilerden izin, ruhsat veya onay ya da kamulaştırma kararı alınmış veya ilgili mevzuat gereğince yer seçimi yapılmış veya yatırım programına alınmış veya mevzi imar planları onaylanmış faaliyetlere bu yönetmelik hükümleri uygulanmaz.” Hükmüne yer verilmiştir.     
              Bu maddeye göre, kurulacak bir tesisin ÇED Raporu’ndan istisna sayılabilmesi için 07.02.1993 tarihinden önce maddede sayılan şartlardan herhangi birisinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir.      
      1983 yılında hazırlanan Munzur Projesi Master Plan’ında yapılması öngörülen baraj ve HES arasında yer alan Konaktepe I ve II Barajı ile HES’in planlama raporu ile uygulama projen çalışmalarının 1984 yılında tamamlandığı, barajın yeri ile beraber baraj gövde yüksekliği, depolanacak su miktarı, üretilecek enerji miktarının belirlendiği anlaşılmaktadır.     
      Dolayısıyla bu baraj ve santralin uygulama proje çalışmalarının tamamlandığı 1984 yılında yer seçimi de yapılmış bulunmaktadır. baraj ve HES açısından, uygulama projesinin, topagrafik, hidrolojik, jeolojik uygunluk, barajın havza içindeki konumu ve etkinliği ile alternatif konumlarına göre üstünlüğü kriterlerine göre baraj ve santralin arazi üzerine konuşlanmış halini gösteren proje anlamı taşıdığı anlaşılmaktadır. Uygulama projesi ile baraj ve santralin arazi üzerinde nerede yapılacağı belirlenmiş olup, seçilmiş olan yerin değiştirilmesinin, teknik hesaplarının yeniden yapılmasını, tümüyle yeni bir proje hazırlanmasını gerektireceğinde kuşku yoktur. Bu nedenle baraj ve santrallerle ilgili uygulama projesinin aynı zamanda bir yer seçimi kararı olduğu açıktır.      
      Bu durumda Konaktepe I ve II Barajı ile HES’in yer seçiminin 07.02.1993 tarihinden önce yapılmış olması nedeni ile bu projeye ilişkin yapım işinin davanın açıldığı tarih itibari ile yürürlükte bulunan 23.06.1997 günlü 23028 sayılı RG’de yayınlanan ÇED Yönetmeliğinin Geçici 1.maddesi uyarınca ÇED Raporundan muaf olduğu anlaşılmaktadır.     
      Bununla beraber Bakanlar Kurulu’nun davaya konu 10.09.1998 günlü 98/11634 sayılı kararı üzerine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 18.11.1998 tarihli oluru ile Konaktepe I ve II Barajı ile HES’in ihalesinde uygulanacak usul ve esaslar belirlenerek, teknik ve mali konularda konsorsiyumla müzakere yapmak, mutabakat sağlanması halinde sözleşme parafe etmek üzere DSİ Genel Müdürlüğü’nün yetkilendirildiği, bu yetkilendirme olurunda müzakere sürecinde yapılacak işlemler arasında ÇEd Raporunun hazırlatılmasının da yer aldığı, DSİ Genel Müdürlüğü’nün 13.06.2002 tarihinde yaptığı başvuru üzerine Çevre Bakanlığı’nın 24.06.2002 günlü işlemi ile 06.06.2002 günlü RG’de yayınlanarak yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliği’nin Geçici 4.maddesi esas alınarak Konaktepe I ve II baraj ve HES’in kesin projesinin onay tarihinin 07.02.1993 tarihinden önce olması nedeni ile Konaktepe I ve II Barajı ile HES’in anılan Yönetmeliğin Geçici 4.maddesi kapsamında değerlendirildiğinin belirtildiği ifade edilmiştir.     
      Buna göre Danıştay 10. Dairesince davanın açıldığı 05.06.2001 tarihinde yürürlükte bulunan ve yer seçimi yapılmış olmak kriterini de içeren 23.06.1997 günlü ve 23028 sayılı RG’de yayınlanan ÇED Yönetmeliği’nin geçici 1.maddesi yerine davanın açıldığı tarihten sonra 06.06.2002 günlü RG’de yayınlanarak yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliği’nin Geçici 4.Maddesi hükmüne dayanılmak sureti ile uyuşmazlık incelenerek, Yönetmeliğin Geçici 4.maddesinde belirtilen şartların olayda gerçekleşmediğinden bahisle Konaktepe I ve II Barajı ile HES projesi için ÇED Raporu hazırlanmaması nedeni ile dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının ve zımni red işleminin iptali yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.     
      Ayrıca dava konusu 10.09.1998 günlü 98/11634 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, Konaktepe I ve II Barajı ile HES’in kesin projesinin hazırlanması ile inşaatı ve elektromekanik teçhizatının temin ve tesisi işinin Türkiye-ABD şirketlerinden oluşan konsorsiyuma müzakerelerde bulunularak yaptırılmasını öngörmekte ve söz konusu projenin yapımına ilişkin müzakere sürecinin başlatmakta olup, ancak müzakere süreci içinde dikkate alınabilecek olan ÇED Raporu’nun düzenlenip düzenlenmeyeceği hususunun Bakanlar Kurulu Kararının iptalini de gerektirmeyeceği kuşkusuzdur.      
              Öte yandan Konakatepe I ve II Barajı ile HES’in yapımı işi ÇED Raporu hazırlanması bakımından yer seçiminin yapılmış olması nedeni ile 23.06.1997 günlü ve 23028 sayılı RG’de yayınlanan ÇED Yönetmeliğinin geçici 1.maddesi gereğince istisna kapsamında olmakla birlikte; kredi kuruluşlarınca bu proje için ÇED Raporu hazırlatılması isteği üzerine konsorsiyum tarafından Dünya Bankası standartlarında ÇED Raporu hazırlatılmakta olduğu anlaşılmaktadır. Hazırlanacak olan söz konusu ÇED Raporunda arazi kullanımının, türler ve ekosistemin, hava, su ve toprak özelliklerinin, toprak kalitesinin, sosyo-ekonomik özelliklerin ve ayrıca projenin uygulanacağı yerin milli park sınırları içinde olması hususunun değerlendirileceğinde kuşku yoktur.     
      Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin ve davalı idareler yanında davaya katılan DSİ Genel Müdürlüğü’nün temyiz istemlerinin kabulü ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 49.maddesi uyarınca, Konaktepe I ve II Barajı ile HES projesinin yapımından vazgeçilmesi isteminin zımnen reddine ilişkin işlem ile bu işleme dayanak oluşturan 10.09.1998 günlü 98/11634 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali yolunda Danıştay 10.Dairesince verilen 05.07.2005 günlü, 2002/2180 E. , 2005/3958 K. Sayılı kararın Bozulmasına 23.02.2006 günü oyçokluğu ile karar verildi.” denilmiştir.(Ek 12: Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından incelenerek, 2005/3329 E. , 2006/52 K. Sayılı 223.02.2006 tarihli kararı)
21- Davacılar tarafından Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun, 2005/3329 E. , 2006/52 K. Sayılı 23.02.2006 tarihli kararının düzeltilmesi talebinde bulunulmuş, davacıların bu istemi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 2006/1677 E. , 2007/5 K. Sayılı ve 25.01.2007 tarihli kararı;” Danıştay Dava Daireleri ve İdari veya Vergi Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar hakkında ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 54.maddesinde yazılan nedenlerle kararın düzeltilmesi istenebilir. Kararın düzeltilmesi dilekçesinde öne sürülen hususlar ise adı geçen yasa maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymamaktadır. Bu nedenle kararın düzeltilmesi isteminin reddine 25.01.2007 gününde esasta ve gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.” Denilerek reddedilmiştir. Bu karar başvuruculara 29.03.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. (Ek 13: Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 2006/1677 E. , 2007/5 K. Sayılı ve 25.01.2007 tarihli kararı)
İDDİALARIMIZ VE TALEPLERİMİZ
22- Davacılar, Munzur Projeleri Kapsamında yer alan; Konaktepe Barajı ve 1-2 Hes’lerinde, ÇED Raporu alınmadan ve aşağıda izah edilen gerekçeler nedeniyle uygulanmasına izin verilmesinin hukuki olmadığını ve de çevresel, ekonomik ve sosyal birçok soruna yola açacağına inanmaktadır:
23- Davacılar, Munzur Nehri’nin ve Dağları’nın bulunduğu il olan Tunceli’ye hayat verdiğini, doğasının ve yabanıl hayatının eşsiz güzellikte olduğunu ve bunun da İdare tarafından kabul edildiğini, dolayısıyla korunmasında üstün kamu yararı olduğunu düşünmektedirler. Munzur Nehri üzerinde 6 baraj ve 8 hidroelektrik santral yapımı ve projelerinin Tunceli’nin doğasını değiştireceği gibi, sosyal yapısında büyük değişikliklere yol açacağını, zorunlu göç sonucu nüfusundaki azalmanın daha da hızlanacağını ve bölgenin insansızlaşacağı kaygısı içindedirler. İklim değişikliği tehlikesi ve su kaynaklarının doğru kullanılması-planlanmasının yapılamaması nedeniyle, hem dünyayı hem de Türkiye’yi çeşitli tehlikeler beklemektedir. Bu tehlikeleri en aza indirmek insanların sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam haklarını korumak Devletlerin birincil görevleri haline gelmiştir. Ancak bu görev ancak çevre, tarihi ve kültürel mirasın ve dokunun korunmasıyla gerçekleşebilir.
24- Çevrenin korunması için T.C Anayasası’nın 56. maddesinde; herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının olduğu belirtilmiş, 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun 1. maddesinde de, bu yasanın amacının bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi, kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması, su, toprak ve hava kirlenmesinin önlenmesi, ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginliklerinin korunarak bugünkü ve gelecek kuşaklara sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemelerin ve alınacak önlemleri, ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleri ile uyumlu olarak belirli teknik ve hukuki esaslara göre düzenlemek olduğu açıklanmıştır. Anılan yasanın 10. maddesinde ise, açıklanan amaç doğrultusunda gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin bir “Çevresel Etki Değerlendirme Raporu”nun hangi tip projelerde istenebileceği ve ihtiva edeceği hususların ve hangi makamca onaylanacağına dair esasların yönetmelikle belirleneceği, 2873 Sayılı Milli Parklar Kanunda milli parkların tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değerinin bozulamayacağını, yaban hayatın tahrip edilemeyeceğini, bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemlerin yapılamayacağı, tabii dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamayacağı, onaylanmış planlarda belirtilen yapı ve tesisler ve Genelkurmay Başkanlığınca ihtiyaç duyulacak savunma sistemi için gerekli tesisler dışında kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne surette olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamayacağı ve işletilemeyeceği veya bu alanlarda var olan yerleşim sahaları dışında iskan yapılamayacağı kuralına yer verilmiştir.
                  Ancak;
1)      KONAKTEPE 1-2 HES VE BARAJI; MİLLİ PARKIN 1. DERECE KORUMA ZONUNA İNŞAA EDİLMEK İSTENMEKTEDİR:
25- Milli parkın 2-3 km genişliğinde ve yaklaşık 40 km uzunluğunda dar bir şerit halinde takip eden 1. derece koruma alanı yaklaşık 7.860 ha alanı kapsamaktadır. Bu zonun ayrılmasında, bu alandaki alabalık popülasyonu yönünden su düzeyinin sağlanması ve vadi boyunca devam eden meşe ormanlarının peyzaj güzelliğinin korunması esas alınmıştır. Konaktepe Barajı’nın, baraj alanının 3-4 km dar vadide 1390 ha alanı kapsayacağı düşünülecek olursa; DSİ kriterlerine göre orta ölçekte olan bu baraj 1.derece koruma zonunun büyük kısmını  yok edecektir.
27- Ülkemizin nadide ve ender coğrafyalarından olan Munzur Vadisi Milli Parkı’nın en önemli koruma alanı olan 1.derece koruma zonuna yapımı planlanan Konaktepe  Barajı  ve 1-2 HES’lerde; Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu’nun alınmaması düşünülemez bir hukuki ve teknik hatadır.
Milli parkın bu alanı, zengin ekolojik (flora-fauna) yapısı ve ilginç jeomorfolojik  özellikleri ile koruma altında olan bir alandır.
Milli Park; Önemli Doğa Alanı, Önemli Bitki Alanı, Yaban Hayatı Koruma Sahası özellikleri bir bütün olarak düşünüldüğünde ve 1. derecede koruma alanı olması sebebiyle, Milli Parkın tümünde kaydedilmiş olunan flora ve fauna türlerinden önemli kısmını barındırması itibariyle de baraj yapılmak istenen bu alanda ÇED raporu alınması zorunludur.
Munzur dağları coğrafyasının tümünde kaydedilmiş olunan 1.500 bitki türünden ve toplam 228 endemik bitki türünden, Bern Sözleşmesi ile koruma altına alınmış olunanlar dahil olmak üzere, Milli Park sahasında ise 79 familyaya ait 284 cins ve 477 tür ve tür altı takson tespit edilen 55 endemik bitki türünün büyük bir kısmı 1. derece koruma zonunda bulunmaktadır.
16.11.2001 tarihli  TC.Elazığ Valiliği–Elazığ Müze Müdürlüğü raporunda “….Konaktepe Barajı ile ilgili, müze uzmanlarının 23.7.2001 tarihli raporunda binaen, sulama alanının Munzur Vadisi boyunca, karakteristik özellik ve güzellikte bir bütün olarak ekolojik dengesinin korunması için 1. derece doğal sit alanı önerimize karşın, Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma..” aksi yönde görüş bildirmiştir denilmekte ve bu alanın 1.derece doğal sit alanı özelliğinde olduğu vurgulanmıştır.
Milli park gibi doğa koruma alanlarında, yasalara aykırı yönetmelikler ile ÇED raporu alınmaması, AB Çevre Kriterlerine aykırı bir uygulamadır. Konsorsiyum şirketlerinin, sadece finans kaynaklarını garanti altına almak için, sözde ÇED Raporu hazırlaması da hukuki denetimden uzak olması nedeniyle kabul edilemez bir durumdur.
Günümüz çağdaş hukuk devletlerinde; gelecek kuşaklara olduğu gibi korunarak devredilmesi gereken Milli Park gibi ender miras coğrafyalarda; Milli Parklar Kanunu, Çevre Kanunu, Bern Sözleşmesi, Rio Sözleşmesi ve diğer yasal mevzuata rağmen; ÇED Yönetmeliği ile devre dışı bırakılmak istenmesi hukuki olmaktan çok siyasi bir karardır.
2)      DANIŞTAY 10. DAİRE KARARI  DOĞRU OLUP; ÇED YÖNETMELİĞİ (1993-2002) GEÇİCİ 1 VEYA 4. MADDELERİ HÜKÜMLERİ KONAKTEPE PROJELERİ İÇİN UYGULANAMAZ :
28- Dosyada bulunan bilgi ve belgelerden; anılan baraj ve hidroelektrik santralleri için; 7.2.1993 tarihi itibariyle yapılmış bir uygulama projesi ve alınmış bir kamulaştırma kararı bulunmadığı, ayrıca 7.2.1993 tarihi itibariyle yetkili merciler tarafından diğer ilgili mevzuat uyarınca verilmiş, izin, ruhsat veya onayın alınmadığı ve anılan tarih itibariyle yatırım programına alınmadığı gibi, onaylı mevzi imar planının da bulunmadığı, bu tarihten önce de üretim veya işletmeye başlanıldığının belgelenemediği ve idarelerce de öne sürülen iddialar ve eklenen belgelerle bu durumun aksinin de ispatlanamadığı, başka ifadeyle ÇED yönetmeliğinin geçici 4. maddesinde belirtilen şartların olayda gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
29- Dolayısıyla projenin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerini belirleyecek, olumsuz yöndeki etkileri önleyecek ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemleri, seçilen yer ve teknoloji alternatiflerini tespit ederek değerlendirecek ÇED raporunun hazırlanması zorunlu olmasına rağmen, idarece Munzur Projesi Konaktepe Barajı ve 1-2 HES projesinde ÇED raporunun hazırlanmaması hukuka aykırıdır.
Danıştay kararında da belirtildiği gibi; davalı idari kurumlar tarafından ÇED raporundan muaf tutulmayı gerektirecek, 2002 yılı ÇED Yönetmeliği geç.mad. 4 veya eski tarihli olan 1997 tarihli  ÇED Yönetmeliği’ndeki Geç.mad.1’de gerekli olan ispatlar yapılamamıştır.
Danıştay’ın aksine İdari Dava Daireler Kurulu’nun 2005/3329 E. ve 2006/52 K. sayılı kararında ise ;”….davanın açıldığı 5.6.2001 tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve 23.6.1997 günlü, 23028 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ÇED Yönetmeliğinin geçici 1. maddesinde “7.2.1993 tarihinden önce uygulama projeleri onaylanmış veya çevre mevzuatı ve diğer ilgili mevzuat uyarınca yetkili mercilerden izin, ruhsat veya onay ya da kamulaştırma kararı alınmış veya ilgili mevzuat gereğince  YER SEÇİMİ YAPILMIŞ veya yatırım programına alınmış veya mevzi imar planları onaylanmış faaliyetlere bu yönetmelik hükümleri uygulanmaz .” hükmüne yer verilmiştir.
İdari Dava Daireler Kurulu burada sadece yer seçiminin yapılmış olmasını dikkate alarak, Munzur Konaktepe 1-2 HES ve Konaktepe barajının ÇED Raporu’ndan muaf tutulacağına hükmetmiştir.
İlgili yönetmeliğin yer seçiminden pek çok kritere kadar, adeta ÇED Raporu’nun kanuna rağmen alınmaması için çok geniş kapsamlı tutulmasından, yer seçiminin sadece yapılmış olduğunun dikkate alınarak, ÇED Raporu’ndan muaf tutulmasına karar vermek hukuka aykırıdır.
Teknik ve bilimsel bir konu, Danıştay 10. Dairesi ile İdari Dava Daireler Kurulu arasında farklı değerlendirilmiş, sonuçta İdari Dava Daireler Kurulu tarafından başvurucular lehine verilmiş olan Danıştay 10. Dairesi’nin karar bozulmuş, kesin olan bu karara karşı başvurucular ancak karar düzeltme yoluna gitmişler ancak sonuç alamamışlardır.
3)      MİLLİ PARKLAR KANUNU 14. MADDESİ IŞIĞINDA MUNZUR PROJELERİNDE “KAMU YARARI AÇISINDAN VAZGEÇİLMEZ VE KESİN” BİR ZORUNLULUK BULUNMAMAKTADIR:
30- Hukuki olmaktan çok siyasi bir kavram olan kamu yararının Munzur projelerinde olup olmadığı tartışmalıdır. Günümüzde çağdaş çevre hukuku ilkelerinde, bu kavram “üstün kamu yararı” kavramına dönüşmüş olup; çok hassas ve detaylı ve farklı disiplinlerden bilim adamlarından alınacak detaylı bilirkişi raporları ve keşifler sonucunda kamu yararı olup olmadığına karar verilmektedir.
31- 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nun “Koruma” ile ilgili 5. bölümünün “Yasaklanan Faaliyetler” başlıklı 14.maddesinde ;
            Bu kanun kapsamına giren yerlerde ;
a)      tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değeri bozulamaz ,
b)      yaban hayatı tahrip edilemez,
c)      Bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamaz .
d)      Tabii dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlanma yapılamaz.
e)      Onaylanmış planlarda belirtilen yapı ve tesisler ve Genel Kurmay Başkanlığınca ihtiyaç duyulacak savunma sistemi için gerekli tesisler dışında, kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça, her ne surette olursa olsun, hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez veya bu alanlarda var olan yerleşim sahaları dışında iskan yapılamaz “ hükmü yer almıştır.
Munzur projeleri kapsamında yer alan; Konaktepe Barajı ve Konaktepe 1-2 HES’lerin Milli Parkın 1. derece koruma zonuna inşa edileceği düşünüldüğünde; Milli Parklar Kanunu 14. maddesi uyarınca kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmamaktadır.
Dava sürecinde; hiçbir keşif yapılmadan ve konusunda uzman farklı pek çok bilim dalında bilim adamlarından bilirkişi raporu almadan ve baraj ve HES ile kaybolacak flora-fauna türleri belirlenmeden; ÇED Raporu dahi alınmasına gerek yoktur denilmesi hukuki bir gerekçe olamaz.
Bu ve benzeri diğer projelerde “kamu yararı vardır” denilebilmesinin hukuki-fiziki ve ekonomik kriterleri olmalıdır. Davacılar, sadece Konaktepe Projesi değil tüm Munzur Projelerinde dahi kamu yararı bulunmadığını, üstün kamu yararının doğanın korunmasında olması gerektiğini düşünmektedirler. 
İnşa edilmek istenen baraj ve HES’lerin milli park sahasında kalması  ve bu alanın  Türkiye doğusundaki  büyük bir coğrafya parçasında son 3-4 yıl öncesine kadar tek doğal milli park olması, bu Milli Parkın ülkemizin en eski (1971) ve en büyük (42.000 ha) milli parklarından birisi olmasının dikkate alınmaması ve benzer projelerin başkaca hiçbir milli parkta olmaması göz önünde bulundurulmamıştır.
Türkiye’nin en büyük coğrafi bölgesi olan Doğu Anadolu Bölgesi’nin coğrafi yapısı (yüksek rakımlı-ormansız-bazalt platoları-yoğun kar yağışlı …) bir bütün olarak düşünüldüğünde; Munzur Dağları ve Munzur Vadisi’nin  bir benzerinin daha bu coğrafyada  olmadığı kolayca anlaşılacaktır.
–       Barajın Milli Park’ta yaşayan pek çok flora ve fauna türlerini ve jeolojik -jeomorfolojik ender oluşumları yok edecek olması,
–        Baraj altında kalacak sahada, detaylı hiçbir arkeolojik araştırma ve incelemenin yapılmadan sadece yüzey araştırması ile yetinilmesi ve bu konuda karar verilmesi,
–       Jeoloji, Botanik, Coğrafya, Arkeoloji, Sosyoloji, Ekoloji, Zooloji ..vb farklı disiplinlerden bilim adamlarından oluşan bir heyete keşif ve bilimsel rapor hazırlatmadan, ÇED Raporu da gerekli değildir diyerek Baraj ve HES yapılmak istenmesi,
–       Hidro-elektrik santrallerinin küresel ısınma sera gazlarına olan katkısı, maliyetleri ve uzun süre kullanışlı olmayışları,
–       Türkiye’de var olan baraj ve HES’lerin tam kapasite ile çalışmaması veya çalıştırılmadan, Milli Park gibi ender miras coğrafyalarda yeni küçük barajlar yapılmak istenmesi,
–       Türkiye’de ulusal enerji ağlarında, enterkonnekte sistemle Keban barajından elde edilen enerji miktarından daha fazla oranda enerji kaybı olmasına rağmen, bu kaçakların önlenmeden milli parklara dahi yeni barajlar yapılmak istenmesi,
–       Baraj yapılmak istenen alanın ekonomik özellikleri ve potansiyelinin (arıcılık, hayvancılık, tarım, turizm, dağcılık vb)  milyar dolarlar ile ifade edilmesine rağmen, tüm Munzur Projeleri’nin yıllık getirisinin sadece 80 milyon dolar olması
–       Yörede yaşayan alevi inançlı insanların dinsel ve kültürel yapılarının dikkate alınmadan, kutsal Munzur suyu ve ziyaretlerin baraj altında kalması…
–       Milli park, tabiatı koruma alanı, yaban hayatı koruma sahası vb gibi ender ve miras coğrafyalarda mutlaka ÇED Raporu alınmalı ve vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk ve kamu yararı olmadığı sürece hiçbir faaliyete izin verilmemelidir.
Yukarıdaki tabloda belirtilen hiçbir konu dikkate alınmamış ve davacıların istemleri iç hukukta kabul edilmemiştir.
Danıştay 10. Dairesince esas hakkında karar verilirken, dava konusu proje ile ilgili olarak 2873 Sayılı Milli Parklar Kanunun 14. maddesinde sayılan yasaklanan faaliyetler yönünden bir inceleme ve değerlendirme yapılmamış, ayrıca yukarıda sıralanan ve başvurucular tarafından ileri sürülen gerekçeler hakkında da bir değerlendirme yapılmamış, bu konular Çevresel Etki Değerlendirme Raporu hazırlanırken göz önüne alınacak hususlar olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun eksik inceleme nedeniyle esas hakkında yeniden bir karar verilmek üzere bozma kararı vermeyerek, sadece ÇED raporu yönünden bir değerlendirme yapması ve bozma kararını yalnızca bu nedenle vermesi hukuka aykırıdır.
4)      TC. ANAYASASI 90. MADDE HÜKMÜ GEREĞİNCE KANUN HÜKMÜNDE OLAN; 1992 RİO BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK SÖZLEŞMESİ’NİN 14. MADDE HÜKMÜNCE ÇED RAPORU GEREKLİDİR:
32- Hukuk devletlerinde ve çağdaş çevre hukuku ilkelerine göre; biyolojik çeşitliliğin yoğun olduğu ve yabani flora ve fauna türlerinin koruma altında olduğu Milli Park gibi ender coğrafyalarda; çevreyi son derece önemli derecede değişikliğe uğratan baraj ve HES gibi projelerde ÇED raporu alınması hukuki bir zorunluluktur.
Bern sözleşmesi (Avrupa Yaban Hayatı Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi ) 1, 2 ve 3. maddeleri Rio Sözleşmesi ile bir bütün olarak düşünüldüğünde ve bu sözleşmelerin iç hukukta uygulanması gerektiği ve kanun hükmünde oldukları hatırlandığında, Konaktepe Baraj ve 1-2 HES projelerinde ÇED Raporu’nun alınması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
SONUÇ VE İSTEM  :Hava, su, toprak veya biyolojik zenginliklerin yok olması, yaban hayatın yaşama alanlarının tehlikede olması, kültür ve tabiat varlıklarının yok olması açısından ulusal ve ulusal üstü sözleşmelerin çeşitli korumalar sağlamaktadır. Davacıların inancı açısından önemli bir değer olan Munzur Suyu’nun yukarıda sıraladığımız birçok çevre ve sağlık açısından önemi nedeniyle korunmaya değer olduğu açıktır. Yapılması planlanan baraj ve hidroelektrik santrallerinin bölge insanın yaşam kalitesinden, sosyal ve siyasal geleceğinden götürecekleri hesaplanmadan, Tuncelililerin bilgi ve tartışmasına açılmadan karar verilmesi ve davacıların bu yöndeki ısrarlı talepleri gözetilmeden baraj ve Hes’lerin yapımının önünü açan kararlar hukuka aykırıdır.     
                Yukarıda özetlediğimiz dava koşulları ve sonuçları hakkındaki görüşlerimiz bir bütün olarak değerlendirildiğinde Sayın Mahkeme’den Munzur Vadisine yapımı planlanan baraj ve Hes’lerin yaratacağı sakıncaları tespit ederek kamuoyunu  bilgilendirmesini talep ederiz. Saygılarımızla.
Davacı Vekili
Av. Meral Hanbayat
Ekler:
Ek 1: Çevre ve orman Bakanlığı -2006 yılı raporu
Ek 2: Prof.Dr.Neriman ÖZHATAY-Türkiye nin önemli bitki alanları
Ek 3: 29.01.2001 tarihli davacıların Başbakanlık Makamı’na sunmuş oldukları dilekçe
Ek 4: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 21.05.2001 tarihli yazısı
Ek 5.:TC Enerji  ve Ttabii kaynaklar  bakanlığı’nın Danıştay Başkanlığı’na sunduğu 4.12.2001 tarihli cevabi yazısı
Ek 6: Munzur Projesi Master Planı
Ek 7: İstanbul Teknik Üniversitesi Atmosfer ve Uzay Bilimleri Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mikdat Kadıoğlu tarafından hazırlanan rapor
Ek8: Başbakanlık’ın 03.09.2002 tarihli cevap dilekçesi
Ek 9: Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın 12.09.2002 tarihli cevap dilekçeleri
Ek 10: Danıştay’ın 10. Dairesi 2002/2180 E. , 2005/3958 K. Sayılı ve 05.07.2005 tarihli kararı
Ek11: Başbakanlığın temyiz dilekçesi
Ek12: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın temyiz dilekçesi
Ek13: DSİ Genel Müdürlüğü’nün temyiz dilekçesi
Ek 13: Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 2006/1677 E. , 2007/5 K. Sayılı ve 25.01.2007 tarihli kararı
Ek14: Fotoğraflar
  1. Hinterlasse einen Kommentar

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: